Sual: "Bir kimsenin, bütün insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün olmadığına göre nasıl bir hayatımız olmalı, davranmalıyız?"
Cevap: İnsanları her bakımdan râzı ve memnun etmek çok zordur. Bir kimsenin, bütün insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün değildir. Bunun için kul, daima sahibini, yaratanını râzı ve memnun etmeye bakmalı, ihlâs sahibi olmalıdır. Ali bin Vehb-i Sincârî hazretleri, talebelerine sık sık "İhlâs; bütün işleri, insanların rızâsı için değil, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır" buyururdu. Kim Allahü teâlânın rızâsını, nefsinin arzu ve isteklerine tercih ederse, Allahü teâlâ da o kulundan râzı olur. Kim insanların rızâsını tercih etmek sûretiyle, Allahü teâlânın gazabına sebep olacak şeyi yaparsa, o kimseye hem Allahü teâlâ gazap eder, hem de onu insanların gözünden düşürür.
İslâm âlimlerinden bir zât da; "Kim Allahü teâlânın katındaki derecesinin ne olduğunu bilmek istiyorsa, Allahü teâlânın rızâsını ne kadar gözettiğine baksın" buyurmuştur.
Abdülkâdir Geylânî hazretleri, sevenlerine hitaben şöyle buyururdu: "Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor, ya kalbinin hâli nasıl? Cemâat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızâsını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, âdî ve bayağı niyetlerin için tövbe et. İnsanlara gösteriş için, onların rızâlarını almak için amel yapıp, sonra da bunu Allahü teâlânın kabûl etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyâya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünyâ hapishânesindesin."
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, "Tasavvuf nedir?" diye soran bir kimseye şöyle cevap vermiştir:
"İnsanların rızâsını bırakıp, Allahü teâlânın rızâsını aramak, kötü huyları terk edip, nefsânî olan işlerden uzaklaşmak, rûhu yükselten vasıflar kazanmaya gayret etmek, hakîkî ilimlere sarılmak, hep en uygun şekilde hareket etmek, Allahü teâlâya verilen ahidde durmak, Muhammed aleyhisselâmın dînine uymaktır."
Netice olarak, Allahü teâlânın rızâsına kavuşandan, O'nun kulları da râzı ve memnun olur. Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Allahü teâlâ, kendi rızâsını isteyenlerin yardımcısıdır."
Kalbin temizlenmesi
Sual: Kalbin temiz olması için ne yapmalıdır?
Cevap: İnsan, bir iş yapacağı zaman, evvela kalbine bir hatara [fikir, düşünce] gelir. Bunu yapmak ister. Bu isteğine (Niyet) denir. Bu işi yapmaları için uzuvlarına [organlarına] emreder. Emir vermesine (Kast, teşebbüs) denir. Uzuvların iş yapmalarına (Kesb) denir. Kalbin yaptığı işlere (ahlak) [huy] denir. Kalbe hatara altı yerden gelir: Allahü teâlâdan gelen hataralara (Vahiy) denir. Vahiy, yalnız Peygamberlerin kalplerine gelir. Meleklerin getirdikleri hataralara (İlham) denir. İlham Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve salih Müslümanların kalplerine gelir. Salih Müslümanların verdikleri hataralara (Nasihat) denir.
Vahiy, ilham ve nasihat, daima iyi ve faydalıdır. Şeytandan gelen hataralara (Vesvese), insanın kendi nefsinden gelen hataralara (Heva), kötü arkadaşın telkin ettiği [aşıladığı] hataralara (İğfal) denir. Nasihat her insana verilir. Vesvese ve heva, kâfirlerin ve fasık Müslümanların kalplerine gelir. İkisi de, fena [kötü] ve zararlıdır. Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği şeylere (İyi) denir. Beğenmediklerine (Fena) denir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, iyi ve fena şeyleri (Kur’ân-ı kerim)de bildirmiştir. İyileri yapmağı emretmiş, fenaları yasaklamıştır. Bu emir ve yasaklara (Ahkâm-ı islâmiyye) denir.
Bir kalp, iyi arkadaşların nasihatlarına ve akla tâbi olup, ahkâm-ı islâmiyyeye uyarsa, nurlanır, temiz olur. Dünyada ve ahirette saadete, huzura kavuşur. Fena kimselerin, zındıkların iğfal edici, aldatıcı sözlerine, yazılarına ve nefse, şeytana uyup, ahkâm-ı islâmiyyeye uymayan kalp, kararır, bozulur. Nurlu, temiz kalp, ahkâm-ı islâmiyyeye uymağı sever. Kararmış kalp, kötü arkadaşa, nefse, şeytana uymağı sever. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, dünyanın her yerinde yeni doğan çocukların kalplerini temiz olarak yaratmaktadır. Bunları, sonra anaları, babaları ve fena arkadaşları karartmakta, kendileri gibi yapmaktadır. (İslâm Ahlâkı s. 170)


