BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad

Makam için din ile oynamak

Sual: (Mevki ve makam sahibi olmak, terfi etmek, ticarette kârını artırmak, etkili ve yetkili yerlere gelmek maksadıyla, namaz kıldığını kimseye göstermemek için su varken de abdest almayıp elini duvara sürerek teyemmüm edilir. Namaz için duvarda üç nokta tespit edilir. Ayakta veya otururken, kıyam için noktanın birine, rükû ve secde için diğerlerine bakmak yeter. Böylece hiç hareket etmeden namaz kılınır. Bu menfaatleri gerçekleştirmek için, Avrupa örnek alınır, kadın tesettüre riayet etmez. Toplantılarda herkesin içtiği içki içilir. Mensup olduğu grubu gizlemek için grubun liderine sövülebilir) deniyor. Dinden böyle taviz vermek caiz midir?
CEVAP
Bu tavize, açıkça dinde reform denir. Böyle bir reform da dinsizliktir. Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram, savaş esnasında bile öyle abdest almadıkları gibi, o şekilde namaz da kılmamışlardır. Hastalıkta bile öyle namaz kılınmaz. Dinimizde farzla haram çakışınca, haram işlememek için farz tehir edilir. Zaruretsiz içki içmek ve kadınların açık gezmesi haramdır. Bir makama geçmek farz olsa bile, o makama geçmek için haram işlenmez. Çünkü farzlar ve haramlar teferruat değil, dinin temelidir. Haram işlemeyi böyle hafife almak büyük felakettir. Böyle bir hareket, dinimizi sulandırarak içten yıkmaya, farklı bir din oluşturmaya ve Müslümanları Hristiyan yapmaya çalışmak demektir.

Namaz kılarken güneş doğsa
Sual: Sabah namazının farzını kılarken, Ettehıyyatü'yü okuduktan sonra Güneş doğsa, namaz bozuluyor. Bu namazı bozulmaktan kurtarmanın yolu yok mu?
CEVAP
İmam-ı a’zam hazretlerine göre, Güneş doğunca namaz bozulmuş olur. Çünkü namazdan kendi isteğiyle çıkmamıştır. Böyle durumlarda Ettehıyyatü’yü okuduktan sonra, Güneş doğmadan önce, hemen selam verilirse, namaz, Hanefî mezhebindeki bütün müctehidlere göre sahih olur. Eğer Güneş doğduktan sonra selam verilmişse, İmameyn'e göre yine namaz sahih olur. Böyle durumlarda İmameyn’in [İmam-ı Muhammed ile İmam-ı Yusuf’un] kavli esas alınırsa namaz bozulmaktan kurtulmuş olur. Yani namazı bozulmaktan kurtarmak için İmameyn’in kavline uymak gerekir.

Yemin kefareti
Sual: Bir abla, (Evi ben süpüreyim) dedi. Ben de, (Vallahi sana süpürtmem) dedim. Ben namaza durunca evi süpürmüş. Yemin kefareti vermem gerekir mi?
CEVAP
Hayır, kefaret gerekmez, çünkü siz süpürtmediniz, mâni olma imkânınız da yoktu.

Her dua kabul olur

Sual: Dualarım kabul olmadığı için, dua etmeyi bıraktım. Dualarım niye kabul olmuyor?
CEVAP
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Çünkü bir hadis-i şerif şöyledir:
(Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Dua eden kullarının ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Ebu Davud]

Yani boş çevirmesi keremine yakışmaz. Allahü teâlâ, (Dua edenin duasını kabul ederim) buyuruyor. Bu bakımdan, (Dualarım kabul olmuyor) demek yanlıştır. Mesela o kimse, bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duası kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut günahları affedilir veya âhirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Üç hadis-i şerif:

(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur:
1- Duası kabul olur. [İstediği verilir.]
2- Makbul bir ibadet sevabı alır.
3- Âhirette büyük nimetlere kavuşur.
4- Günahları affedilir veya iyilikleri artar.
5- Başına gelecek belalardan kurtulur.

O hâlde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olup isteklerine kavuşanlar, duasının karşılığı dünyada değil de, âhirette verilenleri görünce, “Keşke, bize de dualarımızın karşılığı dünyada verilmeseydi de, biz de bunlar gibi büyük nimetlere kavuşsaydık” diyeceklerdir.) [Deylemî, Hâkim]

(Müminin hiçbir duası reddedilmez. Ya istediği verilir, ya günahı affolur veya âhirette karşılığını daha çok görür.) [Deylemî]

(Allahü teâlâ, dua eden kuluna buyurur ki: Her istediğini verip seni memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim ki, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini dünyada vermezsem, âhirette veririm. Âhirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belalardan korurum.) [Dürr-ül mensûr]

İbrahim Ethem hazretleri buyuruyor ki:
(Dualarım kabul olmuyor) diyen kimse, Allahü teâlânın sultanlar sultanı olduğunu bilir, ama itaat etmez. Peygamberini tanır, ona uymaz. Kur'an-ı kerimi okur, gösterdiği yolda gitmez. Kavuştuğu sayısız nimetlerden faydalanır, ama şükretmez. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, Cennete götürecek ibadetleri yapmaz. Cehennemi, âsiler için yarattığını bilir, günahlardan sakınmaz. Dedelerinin her şeyi bırakıp gittiğini görür, ölümden ibret almaz, hiç ölmeyecek gibi dünyaya sarılır. Kendi ayıplarına bakmaz, başkalarının ayıplarını araştırır. Böyle kimse üzerine taş yağmadığına, yere batmadığına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bunlar olsa, yetmez mi?

Görüldüğü gibi duası karşılıksız kalmamıştır.

Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Çünkü bir hadis-i şerif şöyledir:(Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Dua eden kullarının ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Ebu Davud]

Başka bir husus da, Allahü teâlâya dua etmemek, sanki Ona tenezzül etmemek gibi olur. Bir âyet-i kerime meali:
(Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, kabul edeyim. Kibirlenip bana ibadet etmek istemeyenleri, zelil ve hakir yapar, Cehenneme atarım.) [Mümin 60]

Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Dua etmeyene, bir şey istemeyene Allahü teâlâ, gazab eder.) [Tirmizî, İbni Mâce]
Hem Allahü teâlâyı gazaplandırmamak, hem de maksadımıza kavuşmak için çok dua etmeliyiz.

Gösteriş için namaz kılmak

Sual: Patronumun gözüne girmek için, sadece iş yerinde namaz kılıyorum. Eve gidince kılmıyorum. İş yerinde kılarken, olur ya belki işe yarar ümidiyle sahih olacak şekilde kılıyorum, yani namazı bozan bir şey yapmadan, Allah rızası için kılıyorum, ama patronun gözüne girmeyi de düşünüyorum. İş yerinde kıldığım namazlar, boşa mı gidiyor, yoksa şirk mi oluyor?
CEVAP
Namaz, Allah rızası için kılınınca, karıştırılan riya, şirk olmaz, o namaz da, boşa gitmez. Müslüman, ibadetini Allah için yaparken ibadete riya karışabilir. Riya karışan ibadete, şirk denmez. İbadeti bir menfaat için yapmak da, şirk veya küfür değildir. Mesela hacca gidenin niyeti, para kazanmak, oradan ucuz mal getirmek olsa da, buna şirk denmez. Patronun gözüne girmeyi düşünsek bile, namaza dururken niyetimizi düzeltip, (Allah rızası için) diye niyet edince, namaz sahih olur.

Ticaret maksadıyla hacca gidenin, hiç ibadet niyeti yoksa, riya olur. Ticaret niyeti yanında, ibadet niyeti de olursa, ibadet niyeti çok olursa, sevap hâsıl olur. Allahü teâlânın rızası için, namaza başlanırsa, sonradan hâsıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile başlanan farzlar, sahih olur, ibadet borcu ödenmiş olursa da, sevabı olmaz. İbadet yaparak Allahü teâlâdan, dünya çıkarlarını istemek, riya olmaz.

Yağmur duasına çıkmak böyledir. İstihare yapmak da, böyledir. Ücretle imamlık ve Kur’an kursu hocalığı yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak için âyet-i kerime okumak da böyledir. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. İbadet niyeti hiç bulunmazsa riya olur. İbadet niyeti çok olursa, sevap hâsıl olur. İbadetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa, yine riya olmaz, hattâ çok sevap olur. Allahü teâlânın rızası için namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep dünya işlerini düşünürse, namazı yine sahih olur. (İslam Ahlakı)

Vitri önce kılmak
Sual: Yatsının sünnetini kıldıktan sonra, unutup farzı kılmadan vitri kıldım. Sonra yatsının farzını kıldım. Kıldığım vitri iade etmem gerekir miydi?
CEVAP
Vitri, kasten yatsının farzından önce kılmak sahih olmaz, ama unutarak kılınınca, vitri iade etmek gerekmez. Unutmak burada özür oluyor. (Mecmua-i Zühdiyye)

En büyük merhamet, bu ümmetedir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Namaz, müminin miracıdır. Allahü teâlânın bu ümmete en büyük merhameti ve şefkati, ihsan ettiği namazdır.

Bir gün İsa aleyhisselam bir yerden geçerken çok güzel bir kuş görür. Kuş o kadar parlaktır ki, her zerresinden yayılan nurla ortalık aydınlanır. Bir süre sonra bu kuş bataklığa dalar, çamurda debelenir sonra bir çıkar, ama her tarafı çamur olmuştur. Kuşta nur kalmamıştır Kuş kendisini zar zor yandaki göle atar. Göl çok berraktır. Orada silkelenip dışarı çıkar. Üzerinde hiç çamur kalmamıştır ve tekrar eskisi gibi parlamaya başlar. Uçup yine eski yerine konar. İsa aleyhisselam seyretmeye devam eder. Kuş, tekrar çamura dalıp simsiyah olur. Sonra tekrar göle dalıp çıkar ve nur saçar. Bunu beş defa tekrarlar. İsa aleyhisselam, bu kuşun yaptıklarındaki hikmeti öğrenmek ister. Allahü teâlâ şöyle bildirir:

(Bu gördüğün çok güzel, parlak, ışık saçan kuş, âhir zamanda gelecek olan habibim Muhammed aleyhisselamın ümmetini temsil eder. Çamur, bulaşacakları günah pisliklerini; kuşun dalıp çıkarak eski nurlu hâline geldiği temiz, berrak su da, namazı temsil eder. Onlar sabah namazını kılınca, nur olurlar. Öğleye kadar günahlara dalarlar, çamura batarlar, ama öğle vakti namaz kılınca, temizlenip, yine nurlanırlar. Sonra ikindiye kadar yine böyle batarlar, ikindi namazını kılınca yine temizlenir, nur saçarlar. İşte böyle, bir nur, bir çamur olurlar. Bu hâl, günde beş defa böyle tekrar eder. Her iki namaz vakti arasında işledikleri günahlar, namaz kıldıkça temizlenir ve nur saçarlar. İşte habibimin ümmetine, bunun için beş vakit namazı farz kıldım.)

Dinin aslı Resulullah’a uymaktır

İşte Allahü teâlânın, bu ümmete şefkat ve merhameti çoktur. Bunun sebebi ise, Peygamber efendimizdir. Peygamber efendimize “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi olmadan, Onun emir ve yasaklarına uymadan, milyonlar dağıtılsa, Onun dinine uymadan, kendi aklına göre, yıllarca ibadet edilse, hiç faydası yoktur. Muhakkak Onun emriyle olması lazımdır. Dinin aslı Ona uymaktır. İnsanın nefsi bir başkasına tâbi olmayı sevmez. O kendine tapar, kendini haklı görür. Bu yüzden de her nimetten mahrum kalır ve mahvolur.

İnsanın nefsi kâfirdir

Sual: İnsan için (Nankör, mala düşkün, cimri, zâlim olduğu gibi, nefsi kâfir ve kalbi de hastadır) deniyor. O zaman insan, Allah düşmanı olan kâfir nefsiyle, hasta kalbiyle, nankör ve cimri gibi kötü sıfatlarla nasıl doğru yolu bulup Cennete gider?
CEVAP
Denilenlerin hepsi Kur’an-ı kerimde vardır. İnsan bu denilenler gibidir. Nefsimiz kâfir olarak yaratılmış ve Allahü teâlânın düşmanıdır, hep haramlardan zevk alır. Bir hadis-i şerif:
(Hak teâlâ, “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır” buyurdu.) [Mek. Rabbânî]

Bir âyet-i kerime meali:
(Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.) [Yusuf 53]

Allahü teâlâ, kâfir nefsi yarattığı gibi, aklı da yarattı. Akıl, doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayıran bir kuvvettir. Kalb, akla uyup, nefs terbiye edilirse, zararı önlenmiş olur. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefsimizle cihad-ı ekber olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefsimiz, insanların cihad sevabına kavuşmalarına, meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır. Görüldüğü gibi nefsimiz, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Günah da işleyebilir, cihad da edebilir.

Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir. Terbiye edilerek kullanılırsa, bu olumsuzluklar yok edilebilir.

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Tasavvuf yolunda olmaktan maksat, nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye etmek, yani nefsi ve kalbi hastalıklardan kurtarmaktır. Bekara sûresinde, (Kalblerinde hastalık vardır) mealindeki onuncu âyet-i kerimede bildirilen hastalık tedavi edilmedikçe, hakiki imana kavuşulamaz.

Yer üstünde, yer altında ve gökte bulunan her şey insanoğlu için yaratılmıştır. Teneffüs ettiğimiz havanın bile şükrünü eda etmekten âciziz. İnsan kendine sayılamayacak kadar nimet verdiği hâlde, Allah'a karşı nankörlük yapıyor. Bir âyet-i kerime meali:

(Allah’ın [bunca] nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Doğrusu insan, çok zâlim, çok nankördür!) [İbrahim 34]

Daha birçok âyet-i kerimede insanın nankör olduğu bildirilmiştir.

Âdiyat sûresinin 8. âyetinde bildirildiği gibi insan, mala mülke pek düşkündür. Üstelik de cimridir. İsra sûresinin 100. âyetinde, Allahü teâlânın rahmet hazineleri verilse bile insanın yine cimrilik yapacağı bildiriliyor. İnsanın kendini ihtiyaçsız hissedince azgınlık yapacağı, Alak sûresinin 6. ve 7. âyetinde bildirilmektedir.

Bizi yaratan Rabbimiz, elbette bizi bizden daha iyi bilir. Yukarıda insanın bazı kötü vasıfları anlatılmıştır. Hastalığı veren Allahü teâlâ, bunların devasını da yaratmıştır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet edince, kurtuluş ümidi fazlalaşır. İnsan sadece namazı doğru kılsa, yukarıda bildirilen bütün kötülüklerden kurtulur. Bir âyet-i kerime meali:

(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45]

O hâlde yapılacak iş, nefse uymamak, günahlardan kaçmak ve namazı doğru kılmaktır.

İslamiyet'e uyan, bunalıma düşmez

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Müslüman için dünya, sıkıntı yeridir. Rahat etme yeri, âhirettir. Hem dünyada hem âhirette rahatlık olmaz. Onun için, sıkıntıları isyan etmeden atlatabilmelidir. Bütün mesele, bu dünyada yolcu olduğumuzu unutmamaktır. Ölümü unutmak, tevbe istiğfar etmemek, felakettir.

Müslümanın bir hedefi olmalı. Gayesiz yaşayan, bunalıma düşer. İslamiyet’e inanan, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uyan ve büyük zatların kitaplarını okuyup, onlara göre yaşamaya çalışan bir kimse, bunalıma düşmez. Çünkü İslamiyet’te her sıkıntının çaresi vardır. Yani İslamiyet’te çaresizlik yoktur. Dolayısıyla bunalım da olmaz.

Cömert olmak, dünyaya düşkün olmamaktır ki, dinimizin şiarındandır. Peygamber efendimiz, (Müslümanın iki alameti vardır. Cömert ve güler yüzlü olmak. Kâfirin de iki alameti vardır. Hasis [cimri] ve çatık kaşlı olmak) buyurmuştur.

İnsan kimden iyilik görürse, onu sevmeye başlar. iyilik gördüğü kimsenin kölesi olur.
Mübarek bir zâtın evine hırsız girer. O kadar aramasına rağmen, çalacak işe yarar bir şey bulamaz. Üzüntülü bir şekilde kendi kendine söylenirken, mübarek zât, hırsızın arkasından seslenir, (Acele etme) der. Hırsız şaşırır. Mübarek zât, (Sabah komşular, tereyağı, bal gibi yiyecek getiriyorlar. Seninle beraber yeriz. Para da getiriyorlar, onları da sana veririm, ama bir şartım var, sabaha kadar benim dediklerimi yapacaksın) buyurur. Hırsız, (Ne yapacağım?) diye sorar. Mübarek zat, (Abdest al, beraber namaz kılacağız) buyurur. Hırsız, (İyi de ben namaz kılmasını bilmem, çünkü ömrümde hiç namaz kılmadım) der. Mübarek zat, (Sen benim yaptıklarımı yap yeter) buyurur.

Böylece sabah olur. Komşular kahvaltılık getirirler. Mübarek zât, (Haydi gel bunları yiyelim) der. Acıkan hırsızın karnı doyar. Sonra bir atlı gelir. Atından inmeden, uzaktan seslenir, bir kese altın fırlatır, (Baba bu senin) deyip gider. İçinden tam 250 tane altın çıkar. Mübarek zât hırsıza, (Al, bunlar senin! Sana söz verdim, senin olsun) der. Hırsız, şaşkınlıkla bakıp der ki:

(Ben hırsızım, ama sen benden daha büyük hırsızmışsın! Sen benim kalbimi çaldın. Artık buradan gidemem. Burada kalıp sana hizmet edeceğim.)

Böylece o büyük zata talebe olmakla şereflenir. Büyüklerle herhangi bir şekilde irtibat kuran, onlardan istifade eder.

Sevgili kula verilen iki nimet


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ bir kulunu severse ona iki nimet verir:

1- Ona sevdiği bir kulunu tanıtır: Gösterir değil, tanıtır. Çünkü tanımak ve inanmak başka, görmek başkadır. Peygamber efendimizi pek çok kişi gördü. Sadece onu tanıyabilenler Eshab-ı kiram oldular. Tanımayanlar Ebu Cehil gibi kâfir olarak kaldılar.

İşte, Allahü teâlâ bir kulunu severse, Eshab-ı kirama Peygamberimizi tanıttığı gibi, ona, İmam-ı Rabbânî hazretleri gibi sevdiği bir kulunu tanıtır. Çünkü Peygamber efendimizin vârislerini tanımak, Peygamber efendimizi tanımaya sebep olur.

Allahü teâlânın sevgili bir kulunu tanımak, baştaki gözle olmaz, kalp gözüyle olur. Tanıyanın kalp gözü açılmıştır. Kalp gözü, hakkı bâtıldan ayırmak içindir ki, en zor iş de budur.

Büyük bir zata bir talebesi, (Efendim, bir dua buyurun da Allahü teâlâ bizim kalp gözümüzü açsın) der. O zat da şaşırıp buyurur ki: (O nasıl söz evladım! Eğer senin kalp gözün açık olmasaydı, bu büyükleri tanıyabilir miydin? Eğer baş gözü kâfi gelseydi, gören herkes tanırdı. İşte Bağdat, binlerce nüfusu var. Ama Bağdat’ın içerisinde büyükleri tanıyan kaç kişi çıkar? Ancak kalp gözü açık olan o büyükleri tanıyabilir. O hâlde senin kalp gözün açılmış.)

2- Ona hayırlı iş nasip eder: En hayırlı iş, Peygamber efendimizin yaptığı iştir. Yani dine hizmettir. Allahü teâlânın sevdiği kul, Ehl-i sünnet yoluna ihlâsla hizmet eder. İhlâsı az da olsa, kıymetlidir. Çünkü ihlâs, Allah içindir.

Bir insanın yaptığı bütün ibadetlerin sevapları toplansa, cihad sevabının yanında, denizde bir damla kadar kalır. Cihada verilen sevap ise, emr-i maruf ve nehy-i münker sevabı yanında denizde bir damla gibidir. Cihad, insanlara hizmet etmektir. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise, Cenab-ı Hakk'ın emirlerini ve yasaklarını, yani İslamiyet’i öğretmektir. İlmi yaymaktır.

Allahü teâlânın dininden bir mesele öğreten, yüz umre yapandan daha çok sevap kazanır. Ya bir kimsenin iman etmesine veya Ehl-i sünnet itikadını öğrenmesine vesile olursa, bunun sevabı ölçülemez. Bu nimetle şereflenenler, emr-i maruf sevabı yanında, hem cihad, hem de ibadet sevabı kazanıyorlar. İbadet yapıyorlar, çünkü namazlarını kılıyorlar, oruçlarını tutuyorlar. Cihad sevabı da kazanıyorlar, çünkü yoruluyorlar.

Bid'at ehline dua etmek

Sual: Zemahşerî gibi ölmüş bid’at ehline, yaptığımız ibadetlerin sevabını göndermek veya onlara (Allah rahmet etsin) demek caiz olur mu?
CEVAP
Asla caiz olmaz. Zemahşerî, fırka-i dâlle denilen 72 sapık fırkadan biri olan Mutezile itikadında idi. Bu sapık fırkalara, bid’at fırkalar da denir.

İmam-ı Rabbânî hazretleri, (Bid'at ehli ile arkadaşlık, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid'at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bid’at ehline sert davran! Allahü teâlâ, onlara düşmandır.) [İbni Asakir]
(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler.) [Müslim]
(Onlara selam vermeyin!) [İbni Mâce]
(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukaylî]
(Onların cenazelerine gitmeyin!) [İbni Hibban]
(Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir. Onlara karşı cihad, kâfirlerle cihad etmek gibidir.) [Deylemî]

(Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacak, 72’si [bid’at fırkaları] Cehenneme gidecektir.) [Tirmizî]
(Bid’at ehli, bid’atini terk etmedikçe, hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İ. Neccar]
Hadîka ve Berîka’da (Bid'at ehlinin hiçbir ibadeti kabul olmaz) hadis-i şerifi açıklanırken, (İbadetleri sahih olur, fakat sevab verilmez) deniyor. Bid’at ehlinin ibadetleri sahih olsa da kabul olmaz. Kabul olmaz demek, sahih olmaz demek değildir. Sahih olur, fakat sevabı olmaz demektir. (Redd-ül-muhtar)

Her çeşit günahı işleyen kimsenin kıldığı namaz, şartlarına uygunsa sahih olabilir, namaz borcundan kurtulur, fakat kabul olmaz. Yani âhirette ona, (Niçin namaz kılmadın?) diye sorulmaz.
Kâfire de, (Niye namaz kılmadın, niye diğer ibadetleri yapmadın?) diye sorulmaz. Ona sadece (Niye iman etmedin?) diye sorulur. Bid’at ehline de, (Niye doğru itikat sahibi olmadın?) diye sorulur.

Bid’atin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur:
Günah işleyen kimse, suç işlemiş oluyor. Fakat bid’at çıkaran kimse, niyeti ne kadar iyi olursa olsun, dini değiştiriyor yani Allah’ın bildirdiği hükümleri beğenmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor. Allah adına hareket ediyor, kendi görüşünü din olarak bildiriyor. Yani kendisini hüküm koyucu ilah durumuna getiriyor. Bu bakımdan diğer bütün günahlardan daha büyük günah işlemiş oluyor.

Bid’at ehlinin kendi yaptığı ibadetler kabul olmadığı gibi, onlar için yapılan dua da kabul olmaz. Çünkü, bid’at ehli olanın Cehenneme gideceklerini Peygamber efendimiz haber veriyor. Onlara af ve şefaat yoktur. Cehennemlik olan kişilere dua edilmez, (Allah rahmet etsin) denmez. Eğer bid’ati küfürse ebedî cehennemliktir, dua ile affolmaz. İbni Âbidin hazretleri, (Kâfirin affolması için dua etmek küfürdür) buyuruyor. (Redd-ül muhtar)

Kaderi inkâr eden bazı mezhepsizler de, (Zemahşerî’nin tevbe etmediğini nereden biliyorsun da, ona dua etmiyorsun?) diyorlar. Elbette bilemeyiz. Peki tevbe ettiğini sen nereden biliyorsun? Bunlar bilinmediği için dinimiz zahire göre hükmeder. O tevbe etmiş olsa bile, biz tevbesini duymadığımız için, onu bid’at ehli olarak bilir ve ona dua edemeyiz.

İskoçyalı Thomas Carlyle veya Alman Goethe, Müslümanlık hakkında güzel sözler söylemişlerdir. Belki de gizli Müslüman olmuşlardır. Ama biz bilmediğimiz için onları rahmetle anamayız.
Bir Müslüman da kâfir olarak ölse, kâfir olduğunu bilmediğimiz için, ona dua ederiz. Bundan dolayı sorumlu da olmayız.

'Vatan sevgisi imandandır' ne demektir?

Sual: Dinimizde vatanın önemi nedir?
CEVAP
Dinsiz insan için bile vatan önemlidir. Vatansız devlet olmaz. Devlet olmayınca insanların yaşaması zordur. Kargaşa olur, birlik beraberlik olmaz. Göçebe gibi yaşar veya zindanda olan bir esir gibidir. Bunun için altın kafese konan bülbül, (İlle vatan, ille vatan) demiştir. Birine hakaret için (Vatansız) dendiği de olur. Müslümanlığın yaşaması da vatana bağlıdır.

Peygamber efendimizin zamanında, Medine şehri İslamiyet’in başkenti durumundaydı. Emir ve yasaklar oradan bildiriliyordu. Bir hadis-i şerif:

(Medine, helâl ve haramın bildirildiği yurttur.) [Taberânî]

Vatansız vatandaş olmaz. Vatandaşları iyi ise, o vatan kıymetlidir. Vatanın kıymeti vatandaşından ileri gelir. Bunun için (Şeref-ül mekân bil mekîn) denmiştir. Bir yerin kıymeti, o yerin sakinlerinin kıymetine göre değerlendirilir. (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi de, halkı Müslüman olan ve İslamiyet'e uygun yaşanan vatanın kıymetini bildirmektedir.

Şirk günah mı, küfür mü?
Sual: Biz, şirk ayrı, büyük günah ayrı biliyoruz, fakat İslam Ahlakı kitabında, (Şirkten yani küfürden, yani imansızlıktan sonra, en büyük günah, bid’at itikadında olmaktır) deniyor. Dıyâ-ül kulûb kitabında, yedi büyük günahı bildiren şu hadis-i şerif naklediliyor:
(1- Şirk, 2- Adam öldürmek, 3- Sihir, yani büyü yapmak, 4- Yetim malı yemek, 5- Faiz alıp vermek, 6- Savaştan kaçmak, 7- Namuslu kadınlara iftira etmek.) [Buhârî]
Niye şirk büyük günah olarak bildiriliyor?
CEVAP
Günah, Allahü teâlâya isyan demektir, onun yasak ettiği şeyi çiğnemek demektir. Bu yasakların en büyüğü elbette şirktir, küfürdür. Onun için şirk, küfür, bazen büyük günahlar arasında sayılır.

Şarkılardaki ifadeler
Sual: Bazı şarkılarda, Allah, maşallah, inşallah veya vallahi billahi gibi ifadeler geçiyor. Bunları söylemek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın ismini böyle yerlerde kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer. Doğru olarak çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemin etmek, çok çirkindir. Şarkılarda, temsillerde, eğlencelerde yemin etmek de böyledir.