Header Ads

Önizleme

Müctehid taslakları

REKLAM Önizleme
Sual: Halkın mezhebinin olamayacağını söyleyip, mezhepler üstü hareket eden Abduhçu bir profesör, bir konuda, hak bâtıl mezhep farkı gözetmeden, mezheplerdeki kavillerden birini alıp, (Benim tercih ettiğim doğru görüş budur) diyor. İki sorum var:


click to zoomBirincisi, günümüzde müctehid var mıdır?


İkincisi, bir kimse mutlak müctehid olsa bile, (Şâfiî’nin bu görüşü doğru, Hanefî’nin şu görüşü uygun, Mâlikî’nin bu ictihadı yerindedir) diyerek farklı hükümler bildirebilir mi? Yani dinde böyle, mezhepler arası veya mezhepler üstü ictihad yapabilen bir müctehid sınıfı var mı?
CEVAP
Hayır, asla böyle bir müctehid sınıfı yoktur.

Hadis-i şerifte, (Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur) buyuruluyor. (Tezkire-i Kurtubi muhtasarı, Hadika)


Bozula bozula hiç müctehid kalmayacak, hatta kıyametin büyük alametleri görülünce hiç Müslüman kalmayacaktır. Kıyamet, kâfirlerin üstüne kopacaktır.
Bir tek Müslüman kalsa kıyamet kopmaz. Bugün yarın kıyamet kopabilir diyenler yanlış yoldadır; çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman var oldukça kıyamet kopmaz.) [Müslim]

Demek ki Müslümanlar gittikçe azalacak, müctehid zaten kalmayacak. Bu durumu bilen âlimler, (İctihad edecek kimse kalmadı, bu kapı kapandı) buyurmuşlardır. Bu, ictihadın yasak edilmesi demek değildir. Müctehid olmayınca kapı elbette kapanır. Bunun için Yusuf Nebhani hazretleri, (Bugün müctehidlik taslayanın, aklı veya dini noksandır) buyurmuştur. Mizan-ül-kübra’da, dört mezhep imamından sonra, hiçbir âlimin, mutlak müctehid olduğunu iddia etmediği bildirilmiştir. Müctehid âlimler, asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiin ve Tebe-i tâbiin devrinde bulunuyor, sohbet bereketiyle yetişiyordu. Zaman ilerleyip, fikirler bozulup, bid’atler çoğalınca, böyle kıymetli zatların azaldığı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu vasfa malik bir âlimin ortada kalmadığı da, Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar ve Hadika’da yazılıdır.

Dört mezhepteki fukaha yedi derecedir:

1- Müctehid-i fiş-şer: Mutlak ve müstakil müctehiddir. Dört mezhebin imamları böyledir.

2- Müctehid-i fil-mezhep: Mezhebde mutlak müctehiddir. Müntesib müctehid de denir. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed gibi. İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi âlimler de böyledir.

3- Müctehid-i fil-mesail: Bunlar meselede müctehiddir, kendi mezhebinin delillerini bilir. Ortaya yeni çıkan meselelerin hükümlerini bulurlar. Tahavi, Kerhi, Halvani, Serahsi, Pezdevi, Kadıhan gibi derin âlimler bu tabakadandır.

4- Eshab-ı tahric: Bunlar müctehid değildir. Mücmel [kısa] sözleri ve mübhem [kapalı] hükümleri açıklarlar. Ebu Bekr Ahmed Razi bu tabakadandır.

5- Eshab-ı tercih: Rivayetlerin sıhhat derecelerini, sahih, evla olanları seçerler. Kuduri ve Hidaye sahibi böyledir.

6- Eshab-ı temyiz: Kuvvetli, zayıf, zahir ve nadir haberleri birbirlerinden ayıran mukallid âlimlerdir. Kenz, Muhtar, İhtiyar, Vikaye kitaplarının sahipleri böyledir. Bunların kitaplarında zayıf rivayet olmaz. (Ümmetimden hak üzere olan âlimler, Kıyamete kadar bulunur) hadis-i şerifinde bildirildiği gibi, bu tabakadaki âlimler kıyamete kadar bulunurlar ve hakkı bâtıldan ayırırlar.

7- Mukallid: Bunlar, öteki tabakalarda bulunan âlimlerin kitaplarından doğru nakil yapabilen âlimlerdir. Bunlar, meşakkat olmadıkça, mezhebe muhalif fetva veremezler. Tahtavi, İbni Âbidin ve Dürr-ül-muhtar sahibi bunlardandır. (Mecmua-i Zühdiyye)

Görüldüğü gibi yedi tabakanın içinde, Abduhçu’nun dediği şekilde, kendini her mezhebin üstünde görerek, mezhepler arasında ictihad yapabilen bir müctehid tabakası yoktur. Bu bir hilkat garibesidir. Böyle söyleyen kimse, Abduh’un mutlak müctehidden de üstün olduğunu söylemiş olur. Tabiî kendisini de aynı kategoriye sokmuş oluyor. Başka bir husus da, dört hak mezhepten başkasını hak kabul etmek de yanlıştır. Bunlar İbni Teymiyye gibilerin görüşlerini de tercih edebiliyorlar. Böylece tam bir mezhepsizlik ortamı meydana çıkarmaya çalışıyorlar.

Abduhçular, her konuda reform yapmaya çalışıyorlar. Mesela, (Fıkıhta iki diyar vardır. Birine, dar-ül-İslam, diğerine de dar-ül-harb denir) diyorlar. Buna rağmen, mezhepler üstü müctehid diye bir şey çıkardıkları gibi, bir de dar-ül-sulh diye bir şey uydurdular. Yarın dar-ül-ittifak, dar-ül-diyalog gibi, kim bilir ne diyarlar çıkaracaklardır.

İbni Âbidin hazretleri, Hanefi mezhebindeki en kıymetli fıkıh kitabı olan kıymetli eserleriyle yedinci tabakada olunca, günümüzün müctehid taslakları hangi tabakaya girebilirler? Buna rağmen kendilerini birinci tabakada, hatta daha üstün görüyorlar.

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:

Bir ibadette, bir konuda, birkaç mezhebi telfik etmek, dört mezhepten çıkmak ve beşinci bir mezhep meydana getirmek olur. Bu iş, karıştırmış olduğu mezheplerin hiçbirine göre sahih olmaz, bâtıl olur. Dini oyuncak yapmış olur. (Hulasat-üt-tahkik)

Görüldüğü gibi, hiçbir tabakada mezhepler arası tercih diye bir şey yoktur.

Mezheplerdeki kolay gelen, aklına uygun gelen hükümleri toplamaya telfik denir. Telfik ise haramdır. (Tahtavi)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.