Sual: İnsanların, Allahü tealanın emir ve yasaklarını dinlememesi, bunlardan uzaklaşması, bunların felaketi mi olmuştur?
Cevap: Bu konuda Kâmûs-ül-a'lâmda deniyor ki:
“Endülüs Sultanı Üçüncü Abdurrahman, memleketini genişletti, kuvvetlendirdi. Fas'ta hükûmet süren İdrîsîleri, Fâtımîlere karşı destekledi. Bunları hükmü altına aldı. Mükemmel donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edeb sahibi idiler. Âlimlere ve ilme çok kıymet verirdi. Bunun için, Endülüs'te ilim ve fen çok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim öğrenmek için Kurtuba'ya akın akın toplandılar.
Kurtuba'da büyük ve mükemmel bir tıp fakültesi kurdu. Avrupa'da ilk yapılan tıp fakültesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi için Kurtuba'ya gelir, gördükleri medeniyete, güzel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altıyüzbin kitap bulunan bir kütüphane de yaptırdı. Kurtuba'dan üç saatlik mesafedeki Vâdi-yül-kebîr kenarında, Ezzehra isminde pek büyük ve ince sanatlarla dolu bir saray ile mükemmel bahçeler ve büyük bir cami yaptırdı. Kurtuba'da çok sayıda derin âlimler yetişti. Endülüs'teki Benî Ümeyye halifelerinin sekizincisi olan Abdürrahman-ı sâlis, elli sene adalet ile hüküm sürüp, m. 961 senesinde yetmiş iki yaşında vefat etti.”
Fakat sonra, İslam ahlakını, Allahü teâlânın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i sünnet itikadını bozarak, İslamiyeti içeriden yıkmak alçaklığı başladığından, Pirene dağlarını aşamadılar. m. 1031'de Ümeyye devleti çöktü. Bunlardan sonra Endülüs'e, önce Mülessimîn veya Murâbitîn denilen devlet, bundan sonra da, Muvahhidîn devleti hâkim oldu. Fakat İspanyollar, m. 1492 de, Gırnata şehrini de alıp Müslümanları öldürdüler.
Sözde Müslüman olup da, Allahü teâlânın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbnürrüşd'ün ve İbni Hazm'ın bozuk fikirleri, belki din ve iman hâlini alıp dünyaya yayılacak, bugünkü hazin levha, yüzlerce sene önce meydana çıkacaktı.
Sual: Bir kimse Allahü teala gökte benim şahidimdir dese imanı gider mi?
Cevap: Bir kimse, Allahü teâlâ, gökte benim şahidimdir dese, kâfir olur. Zira Allahü teâlâya, mekân isnat etmiş olur. Allahü teâlâ, mekândan beridir.
***
Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları
Sual: Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı olduğundan bahsediliyor, bunlar nelerdir? Davet edilen yerde haram işleniyorsa yine de gitmek gerekir mi?
Cevap: İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh”, ikiyüzaltmışbeşinci mektupta buyuruyor ki: (Müslümanların haklarını gözetmek lazımdır. Hadîs-i şerifte, (Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenazesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevap vermek) buyruldu. Fakat çağırılan yere gitmek için, şartlar vardır.
(İhyâ) kitabında diyor ki, (Yemek şüpheli ise, sofrada ipek kumaş, altın, gümüş varsa, tavanda ve duvarlarda canlı resimleri varsa, çalgı çalınıyorsa, oyun oynanıyorsa, böyle olan yere gidilmez. Zalimin, bidat sahibinin, fasıkın ve kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine de gidilmez).
(Şir’at-ül-islâm) kitabında diyor ki, (Riya, gösteriş için yapılan davete gidilmez). (Muhît) kitabında diyor ki, (Oyun oynanan, çalgı çalınan, Müslümanlar çekiştirilen, içki içilen davete gidilmez). (Metâlib-ül-mü’minîn) kitabında da böyle yazılıdır. Böyle maniler bulunmayan davete gitmek lazımdır. Bu zamanda, böyle davet az bulunur. Bakıcısı bulunan hastayı ziyaret sünnettir. Kimsesi yok ise, yoklamak vacip olduğu (Mişkât) haşiyesinde yazılıdır.
Müslümanın cenaze namazını kılmalı, hiç olmazsa birkaç adım cenazede bulunmalıdır). İbni Âbidîn (Hazar ve ibâha) kısmında diyor ki, (Haram olan şeyler, odada ise gidilir. Sofrada ise gidilmez. Bilmeyerek gidildi ise, kalbi ile beğenmeyerek oturulur veya bir bahane ile geri dönülür. Çünkü haram işlememek için, sünnet terk edilir.
Gibet söylemek veya dinlemek, çalgıdan ve oyundan daha büyük günahtır. Söz veya makam sahibi ise, sofrada günaha mani olmalı veya geri dönmelidir). (Tam İlmihal Se’âdet-i Ebediyye s. 365)


