Header Ads

Ã?nizleme

Dinini bilmemek özür değildir

Önizleme
Sual: Allahü teâlânın Velilerini, ilmi ile âmil olan alimlerini inkâr edenlerin anlamamaları, bilmemeleri özür olur mu onları küfürden kurtarır mı?

Cevap: Allahü teâlânın Velileri, ilmi ile âmil olan alimlerdir. Bunlardan ölü veya diri olan birisini dil veya kalp ile inkâr etmek, açık bir küfürdür. İnkâr edenin kâfir olacağını bütün Müslümanlar sözbirliği ile bildirmişlerdir. Müslümanların bütün mezheplerine göre kâfir olurlar. Çünkü, din-i İslâmı inkâr etmektir. Cahil ve ahmak olduğu için, bu inkârını anlamamaktadır. Bâtıl ve bid'at olan bir şeyi ve kendine göre çirkin olan bir şeyi inkâr ettiğini zan etmektedir. Velinin işini ve sözünü böyle sanarak, bu tehlikeye düşmekte, ona fasık veya kâfir, zındık demektedir. Hâlbuki, Allahın Velisi, bunun kötülediği şeylerden çok uzaktır.

Sözleri ve işleri İslâmiyete uygundur. Taat ve kurbettir. O cahil ise, inat etmekte, Evliyanın ilimlerini, sıddıkların marifetlerini anlamamaktadır. Kalbi ölmüş. Hakikati göremiyor. Küfür veya dalâlet, ilhad ve zındıklık çukuruna kendisi batmıştır. Tevhid ehli olduğunu, taat yaptığını, insanlara ilim ve feyz verdiğini sanıyor. Kıyamet günü küfrünün cezasını bulacak, zulümlerinin, iftiralarının azaplarını çekecektir. Dünyada kendine ve benzerlerine kâfir demiyor. Çünkü, hepsi inkârda ortaktırlar. Kendilerini Müslüman sanıyorlar. Hâlbuki, Müslümanlar, bunların kâfir olduklarını bilmektedir. Çünkü Müslümanlar, Allahü teâlânın Evliyasına "rahime-hümullahü teâlâ" inanıyorlar. Onların doğru hâllerine inanıyorlar. İnkâr edenlerin anlamamaları, bilmemeleri özür olmaz. Çünkü, dinini bilmemek özür değildir.

Bunların Evliyayı bilmemeleri, Yahudilerin, Hristiyanların ve Mecusilerin ve putlara tapanların, Muhammed aleyhisselamın hak dinini bilmemeleri gibidir. Onların bilmemeleri özür olmadığı gibi, bunların bilmemesi de özür olmaz. Allahü teâlânın Evliyasını "rahmetullahi aleyhim ecma'în" inkâr etmek, İslâm dininin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. İslâmiyeti inkâr eden mürtede yapılan cezanın, Evliyayı inkâr eden kâfire de yapılması lâzımdır. Önce, bu inkârından vazgeçmesini, tevbe etmesini isteriz. (Kıyâmet ve Âhiret s. 316)

***

Sual: Namazı fevt etmek ile namazı terketmek aynı mıdır? Namazı kazaya bırakmak için neler özür olabilir?

Cevap: Bundan yüzlerce sene önce, fıkıh kitaplarının yazıldıkları zamanlarda, Müslümanların imanlarının kuvveti ve Allahü teâlâdan ve Cehennem azabından korkuları çoktu. Namazı özürsüz terk etmek, hatıra gelmezdi. Namazı terk edenin bulunabileceği düşünülemezdi. O zamanlar, özür ile ve pek az sayıda namaz, (Fevt) edilir, kaçırılırdı. Bu da, bir Müslüman için, büyük matem, üzüntü olurdu. Namazın kazaya kalması için özür, uykuya dalmak, unutmak, muharebede ve yolculukta, oturarak da kılmağa imkân bulamamaktır. Bu özürlerden birisinden dolayı namazın fevt edilmesi, günah olmaz. Fakat, özür bitince, bu namazı kaza etmek hemen farz olur. Özür ile fevt edilen namazların kazalarını, çoluk çocuğunun ihtiyacını kazanacak kadar, geciktirmek câiz olur. Özür ile kaçırılan namazların kazalarını, müekked sünnetler yerine kılmak lâzım olmaz. Fıkıh kitaplarının (müekked sünnetler yerine kılmamak daha iyi olur) demesi, özür ile kılınamayan namazlar içindir. Özürsüz terk edilen farzları, hemen kaza etmek farzdır. Bunları, sünnet yerine de kılmak lâzımdır. İmâm-ı Rabbânî 123. cü mektupta buyuruyor ki, (Nafile ibadet, bir farzı terk etmeğe sebep olursa, ibadet olmaz. Mâ-lâ-yani, zararlı olur.) (İslâm Ahlâkı s. 119)

***

Sual: Sünnet namaz ne demektir? Tehıyyetül-mescid veya kaza namazı kılınca sünnet denilen namaz kılınmış olur mu?

Cevap: Büyük âlim, İbni Âbidîn "rahmetullahi aleyh" buyuruyor ki, (Câmiye girince, iki rek'at namaz kılmak sünnettir. Buna (Tehıyyetül-mescid) denir. Câmiye girince, farz, sünnet, kaza gibi herhangi bir namaz kılmak, tehıyyetül-mescid yerine geçer. Bunlara, ayrıca tehıyyetül-mescid diye niyet etmek lâzım değildir. Hâlbuki, bir vaktin farzı ve sünneti diye iki niyet edilen bir namaz böyle değildir. Burada yalnız farz namaz sahih olur. Bir mescide girince, herhangi bir namaz kılarken, ayrıca niyet etmeden, bunlarla tehıyyetül-mescid namazı da kılınmış olur. Fakat, sevab hâsıl olması için, buna da niyet edilir. Çünkü, niyet edilmeyen ibadete sevab verilmez). Abdülhakîm efendi "rahmetullahi aleyh" buyurdu ki, (Sünnet namaz demek, farzdan başka kılınan namaz demektir. Farzdan evvel veya sonra olan sünnet yerine kaza kılan, bu kaza namazı ile, sünnet namazın tarifine uyduğu için, sünneti de kılmış olmaktadır.) Görülüyor ki, sünnet yerine kaza kılınca, sünnet terk edilmiş olmuyor. Hem kaza, hem de sünnet niyet edilince, sünnetin sevabı da hâsıl olmaktadır. (İslâm Ahlâkı s. 120)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam2@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.