Header Ads

Önizleme

Uğursuzluk yoktur!

Önizleme
Sual: İslâm dininde, günlerde veya eşyalarda uğursuzluk diye bir şey var mıdır?

Cevap: Uğursuzluğa inanmamalı, tesir eder sanmamalıdır. Rûh-ul-beyânda, Tevbe sûresi, 37. âyetinin tefsirinde deniyor ki:

"Resûlullah Efendimiz teşrif edince, günlerin müminlere uğursuz olmaları kalmadı."

Bir hastalığın sağlam insana elbette geçeceğini kabul etmemelidir. Allahü teâlâ dilerse geçer, dilemezse geçmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

(Müslümanlıkta, uğursuzluk ve hastalığın sağlam kimseye muhakkak geçmesi yoktur.)

Bununla beraber, tehlikeli şeylerden, şüpheli yerlerden kaçınmak vaciptir. Hastalığa yakalanmamak için tedbir almalıdır. Kâhinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara sormamalıdır. Bunları kaybolan şeyleri bilir sanmamalıdır. Şerh-ı akâid kitabının başında deniyor ki:

"İnsanın bir şeyi bilmesi, his organı ile, güvenilir haber ile veya akıl ile olur. His organları beştir. Güvenilir haber ikidir: Tevatür ve Peygamber haberleri. Tevatür, her asrın güvenilen insanlarının hepsinin söylemesidir. Akıl ile bilmek de ikidir: Düşünmeden hemen bilinirse, Bedihi denir. Düşünmekle bilinirse, İstidlali denir. Her şeyin, kendi parçasından büyük olduğu bedihidir. Hesapla edinilen bilgiler istidlalidir. His organları ve akıl ile birlikte hasıl olan bilgiler, Tecrübidir." Görülüyor ki, İslâm dininin, hesabın ve tecrübenin bildirmediği şeylere Gayb denir. Gaybı ancak, Allahü teâlâ ve Onun bildirdikleri bilir.

***

Sual: Bir Müslüman, evinde çocukları ile cemaat yaparak namazını kılsa, cemaat sevabına kavuşur mu?

Cevap: Bu konuda Uyûn-ül-besâir kitabında buyuruluyor ki:

"Özürlü olmadığı hâlde camiye gitmeyip, evinde ailesi ile cemaat yapan kimse, camideki cemaatin sevabına kavuşamaz. Yani, camiye mahsus olan, fazla sevaba kavuşamaz. Yoksa, evde cemaat ile kılınca da, cemaat sevabına, yani yirmiyedi kat sevaba kavuşur. Şunu da bildirelim ki, iki cemaat de, şartlara, sünnetlere uygun olduğu zaman böyledir. Evdeki cemaat daha uygun ise, evde kılmak lazımdır."

***

Sual: Gözleri görmeyenin de cemaat için camiye gitmesi gerekir mi?

Cevap: Hastanın, felçlinin, bir ayağı kesik olanın, yürüyemeyen ihtiyarın ve âmânın cemaate gitmesi lazım değildir. Yardımcıları, nakil vasıtaları olsa da, lazım değildir.

***

Sual: Zenginin alacağı olduğu fakire zekâtını verip alacağını nasıl teslim alabilir?

Cevap: İnsanın malı, kendinde bulunuyorsa, bu mala (Ayn) denir. Kendinde bulunmuyorsa, (Deyn) denir. Kağıt liraların üzerlerinde yazılı olan değerler, deyn olan zekât malını göstermektedir. (Dürr-ül-muhtâr), onikinci sahifede diyor ki, (Ayn veya geri alınacak deyn olan malın zekâtını deyn olan maldan vermek caiz değildir. Ayn olan maldan vermek lâzımdır). Meselâ fakirden alacağı olan ikiyüz dirhemin beş dirhemini zekât niyeti ile ona bağışlayıp kalanı alsa, caiz olmaz. Ancak beş dirhemin zekâtı verilmiş olur.

 (İbni Âbidîn) onikinci sahifede diyor ki: (Bir zenginin, bir fakirden alacağı olsa, fakire borç senedini verip, sana, alacağım kadar zekât vermeğe niyet ettim. Sen de kabul et ve borcuna karşılık tut, ödeşmiş olalım dese, fakir de kabul ettim dese, İslâmiyet, bunu kabul etmiyor ve zengin, zekâtını vermiş olmuyor. Çünkü, zekât, laf ile, borç senedi vermek ile, razı olmak ile eda edilmiş olmuyor. Mal teslim etmek ile oluyor. Bu zenginin, zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi lâzımdır. Şafii ve Hanbeli mezheplerinde de böyledir. Fakirin, bu parayı geri vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder). Böyle olduğu (Dürr-i yektâ) ve (Mîzân-ı kübrâ) kitaplarında da yazılıdır. (Tam İlmihâl s. 300)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam2@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.