Header Ads

Ã?nizleme

Zamana göre, dinde değişiklik yapmak

Önizleme
Sual: Bazıları; "Zamana göre, dinde yenilikler yapılmalıdır. Dinde bulunmayan çok şey, İslâmiyete karışmıştır. Bunları temizlemek, dinimizi ilk zamanındaki temiz hâline getirmek lazımdır" diyor. Dinde değişiklik yapılabilir mi?

Cevap: Müslümanlarda, birkaç asırdan beri bir duraklama, hatta gerileme olduğu meydandadır. Bu gerilemeyi görerek, İslâmiyetin bozulduğunu söylemek, çok yanlıştır. Geri kalmanın sebebi, Müslümanların dinin emirlerini yerine getirmekte gevşek davranmalarıdır. İslâm dinine, başka dinlerde olduğu gibi, hurafeler karışmamıştır. Cahillerin yanlış inanışları ve konuşmaları olabilir. Fakat bunlar, İslâmın temel kitaplarında bildirilenleri değiştirmez. Bu kitaplar, Resûlullah Efendimizin sözlerini ve Eshâb-ı kiramdan gelen haberleri bildirmektedirler. Hepsi, en salahiyetli, yüksek âlimler tarafından yazılmışlardır. Bütün İslâm âlimlerince söz birliği ile beğenilmiştir. Asırlar boyunca, hiçbirinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Cahillerin sözlerinin, kitaplarının ve dergilerinin hatalı olması, İslâmiyetin temel kitaplarına kusur ve leke kondurmaya sebep olamaz.

Bu temel kitapları her asrın modasına, gidişine göre değiştirmeye kalkışmak, her zaman için yeni bir din yapmak demek olur. Böyle değişiklikleri, Kur'ân-ı kerime ve hadîs-i şeriflere dayanarak, bunlara uydurarak yapmaya kalkışmak, Kur'ân-ı kerimi ve hadîs-i şerifleri bilmemenin, İslâmiyeti anlamamanın bir alametidir. İslâmın emirlerinin, yasaklarının zamana göre değişeceğini sanmak, İslâm dininin hakikatine inanmamak olur. Bir ayet-i kerimede mealen;

(Müminler ma'ruf olan şeyleri emreder) buyuruldu. Kur'ân-ı kerime, İslâmiyete saygısızca saldıran aşırı reformculardan Ziya Gökalp ve benzerleri, bu âyet-i kerimedeki ma'ruf kelimesine, örf, âdet diyerek, İslâmiyeti âdete, modaya göre değiştirmeye, böylece mason üstatlarının gözüne girip sandalye, koltuk kapmaya kalkıştılar. Dünyalık için dinlerini sattılar. Ziya Gökalp, bu hizmetine karşılık, İttihatçıların genel merkez üyeliğine getirildi. Bunun dediği gibi, İslâmiyet âdetlere yer verseydi, daha kuruluşunda cahil Arapların kötü âdetlerini yasak etmez, o zamanın en kıymetli âdeti olan ve Kâbe'nin içine kadar girmiş bulunan putperestliği hoş görürdü.

***

Sual: Ağzın içinde kuru yer kalırsa yani diş kaplatınca ve doldurunca, gusül abdesti sahih olur mu? Dolgusu veya kaplaması olan ne yapmalıdır?

Cevap: Hanefî mezhebinde dişlerin arası ve diş çukuru ıslanmazsa gusül tamam olmaz. Bunun için, diş kaplatınca ve doldurunca, gusül abdesti sahih olmaz. İnsan cenabetlikten kurtulmaz. Evet, imâm-ı Muhammede göre sallanan dişleri altın tel ile bağlamak ve düşen, çıkarılan diş yerine altın diş takmak câizdir. İmâm-ı a'zam ise, altın câiz olmadığını ictihad buyurmuştur. İmâm-ı Ebû Yûsüf, bir rivayette, imâm-ı Muhammed gibi buyurmuştur. Eshâb-ı kiramdan Arfece bin Sa'da, altın burun takması için izin verilmesi, İmâm-ı a'zama göre, yalnız Arfeceye mahsustur denilmiştir. Nitekim Zübeyr ve Abdürrahmân "radıyallahü teâlâ anhümâ" için, ipek giymelerine izin verilmişti ve yalnız bunlara mahsustu, denilmiştir. Fakat, fetva, İmâm-ı Muhammed kavli ile olup, gusül abdesti alırken çıkarılabilen takma diş, kulak ve burunun, altından olmaları câiz görülmüştür. İmamlarımızın bu ayrılığı, takma dişin ve sallanan dişe sarılan tellerin altından olup olmamasındadır ve gusle mâni olmayacak şekilde çıkarılması mümkün olduğu hâldedir. Yoksa, gusül bahsinde, Hanefi mezhebinin bütün imamları, dişlerin ıslanması lâzım olduğunu söylemektedir. Yani, altın, gümüş ve necis olmayan başka maddelerden yapılan kaplama ve dolguların altlarına su geçmeyince, Hanefi mezhebi âlimlerinin hepsine göre, gusül abdesti câiz olmaz.

İbadet yapmakta veya haramdan sakınmakta, harac olunca, harac bulunmayan başka mezhebi taklid etmek lâzım olduğu, birçok kitaplarda, meselâ (İbni Âbidîn)de yazılıdır. Kaplama ve dolgusu olan Hanefiler, dört mezhep için söylenmiş olan (Ümmetimin müctehidleri arasındaki ayrılık, rahmet-i ilâhiyyedir) hadîs-i şerifindeki rahmete kavuşarak, Maliki veya Şâfiî mezhebine uymakla, cenabetlikten kurtuluyor. Çünkü, Şâfiî ve Maliki mezheplerinde gusül abdesti alırken, ağzı, burnu yıkamak farz değildir. Niyet etmek, farzdır. Hanefî mezhebindeki bir kimsenin, dişleri kaplama ve dolgulu iken gusül abdesti sahih olmadığından, namazları da sahih olmaz.

Maliki veya Şâfiî mezhebini taklid etmek için, gusülde, abdest almakta ve namazda niyet ederken, bu mezhebe de tâbi olduğunu hatırlamak yetişir. Yani, gusül abdesti almağa başlarken (Niyet ettim gusül abdesti almağa ve Maliki veya Şâfiî mezhebine uymağa) sözünü kalbinden geçiren bir kimsenin gusül abdesti sahih olur. Ağzında kaplama veya dolgu bulunan Hanefi mezhebindeki bir kimse, böyle niyet edince, boy abdesti sahih olur. Cünüplükten kurtulur, temiz olur. Böyle kimsenin, namaz kılacağı ve Kur'ân-ı kerimi tutacağı zaman, Maliki veya Şâfiî mezhebine göre de abdest alması lâzımdır. Şâfiî veya Maliki mezhebini taklide başlayıncaya kadar kılmış olduğu namazları kaza etmelidir. (Tam İlmihal s. 133)


Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam2@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.