BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad

Evliya vefat edince daha çok feyz verir

Sual: Bir evliya yaşarken mi, yoksa vefat edince mi, daha çok feyz verir?
CEVAP
Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:

Vefat eden evliya zat, yaşayandan daha çok feyz verir, daha çok yardım eder. (Mişkat tercümesi)
Kore gazisi Albay Celal Dora, hatıratında özetle diyor ki: Bir er gusletmek için, birlikten biraz uzaklaşıp bir dere, bir gölet arar. Bulunca gusleder. Gusledip çıkarken, Çin askerleri etrafını sarıp, teslim olmasını işaret ederler. Er, vefat etmiş hocasından yardım ister, (İmdat hocam!) der. Çin askerleri, ne görmüşse, hemen silahlarını yere atıp, ellerini kaldırır teslim olurlar. Birliğe gelince, Çinli askerlere silahsız bir ere niye teslim olup geldiniz diye sordum. (Biz buna teslim olmadık. Koskoca dev gibi bir adam vardı, ondan korkup silahları attık) dediler...

Akşemseddin-i Veli hazretleri buyuruyor ki:
Tasarruf ehlidir ruh-u veli, dü cihanda/Deme bu ölüdür, nasıl derde derman ola!/Ruh şimşir-i Huda’dır ten kılıf olmuş ona/Dahi alâ kâr eder, bir tığ ki, üryan ola. (Mecmuat-ül cevahir)

Yani deniyor ki: Evliyanın ruhu, iş yapar iki cihanda/Deme, bu ölüdür, nasıl olur derde deva!/Ruhu, Hakk'ın kılıcı, vücut kılıftır ona/Kınından çıkan kılıç tesirli olur daha.

Kabir ziyareti
Sual: Kabir ziyareti hangi günler daha iyidir? Gece de kabir ziyareti yapmak caiz midir?
CEVAP
Kabir ziyaretini pazartesi, perşembe, cuma ve cumartesi günleri yapmak daha iyidir. Cuma günü ziyaretin, cuma namazından sonra olması iyi olur. Cumartesi günü sünnet olan ziyaret güneş doğana kadardır. Perşembe günü ziyaret, öğleden önce veya sonra olabilir. Özellikle, Berat Gecesi gibi mübarek gecelerde de kabir ziyareti iyidir. Kıymetli zamanlarda, Zilhiccenin onunda, bayram günlerinde, Aşure Günü'nde kabir ziyaret edilmesi daha uygundur. (Hindiyye)

Geceleyin de kabir ziyareti yapılabilir.

Kaza namazı kılarken
Sual: Kaza kılarken yanında cemaat teşekkül etse, namazı bozup o cemaate uymak caiz midir?
CEVAP
Hayır. (Halebî)

Âmire itaatin önemi

Sual: Birkaç sualimiz var:
1- Dinimizin emîr diye bildirdiği âmire itaatin önemi nedir?
2- Bölge emîrinin yürüttüğü işleri, ondan izinsiz yürütmeye kalkmak, kendini âmire itaat etmekte değil de, o işleri yapmakta sorumlu sanmak uygun mudur? Mesela temsilcilikteki görevlilere, âmirden habersiz barınak temin edilebilir mi? Yemek verilebilir mi?
3- İzinsiz sohbet grupları kurulabilir mi?
4- İzinli kurulan sohbet gruplarında, grup başının yetkisi nedir? Şeyhlik yapabilir mi?
5- Âmirinden habersiz başka yerden konferansçı davet edip konferans organize edilebilir mi?
6- Gelen konferansçı, o bölgenin âmirinden habersiz konferans verebilir mi? Konferansçı, o bölgenin âmiri gibi davranabilir mi, izinsiz imamlığa geçebilir mi ve onu biz zorla imam yapabilir miyiz?
7- Konferansçı, kadınlara da vaaz ve nasihat verebilir mi? Kadınlar konferansçıya sual sorabilir mi? Kadınları da, namazda cemaate dâhil edebilir mi?
CEVAP
1- Dinimizde emîre yani âmire itaatin önemi büyüktür. Âmirlerle münakaşa edilmez. Onların yaptığı işler ulu orta tenkit edilmez. Onlara itiraz, onları tayin eden âmire itiraz olur. Bizim yanlış sandığımız şey doğru olabilir. Doğru sandığımız şey, yanlış olabilir. Âmirimize itaat gerekir. Birkaç hadis-i şerif:

(Emîre itaat vacibdir.) [Beyhekî] (Burada vacib, farz demektir.)
(Emîrin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Çünkü itaat etmeyip, o topluluktan bir karış ayrılan, cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.) [Buhârî]

(Bana itaat, Allahü teâlâya itaattir. Bana isyan, Allahü teâlâya isyandır. Başındaki emîre itaat, bana itaattir, ona isyan ise, bana isyandır.) [Buhârî]
(Başınızdaki emir, Habeşli siyah bir köle de olsa, ona mutlaka itaat edin!) [Buhârî]
(Bazı emîrler gelir, rızıklarınıza el atar, yalanlarla sizi avutmaya çalışır. Yine de emîrlik haklarını tanıyın.) [Taberânî]

(Hoşuna gitse de, gitmese de, emîrin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhârî]

Hazret-i Huzeyfe diyor ki: Peygamber efendimiz, (Benim yoluma uymayan, insan kılıklı, şeytan huylu emîrler gelecektir) buyurunca, (Yâ Resulallah, bu zamana yetişirsem ne yapayım?) diye sual ettim. (Müslümanların cemaatine ve imamına uy! Sırtına vurup malını alsa da, emîrin sözünü dinle ve ona itaat et!) buyurdu. (Buhârî)

Dinimizde birlik ve beraberliğin sağlanması için âmire itaatin önemi büyüktür.

Âmirimiz kötü diye yakınmak doğru değildir. Önce kendimize bakmamız, kendi kusurlarımızı düzeltmemiz gerekir.

Kendimizi düzeltirsek, âmirlerimiz de düzelir. Nitekim hadis-i şerifte, (Siz nasılsanız, başınıza öyle âmirler geçer) buyuruluyor. (Deylemî)

Habeşî [zenci] cariye olan Ümmü Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında iken, bir birliğe kumandan olmuştu, babası Zeyd bin Harise de köleydi. Hicretin 8. yılında, Mûte’de Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun kumandanıydı. Hazret-i Ebu Bekir halifeyken, (Resulullah, sizi Üsame’nin emrinde savaşa göndermişti. Yine aynı emîrle savaşa hazır olun!) dedi. O zaman Üsame 22 yaşındaydı. Bazıları, (Âsiler Medine’ye gelip halifeyi öldürebilirler. Üsame’yi değiştirseniz nasıl olur?) dediler. Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullah'ın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi. Üsame at üzerinde, Halife ve Eshab yürüyerek, Medine’den dışarı çıktılar. Halife, Eshab-ı kirama veda ederken, (Birinci nasihatim, emîriniz Üsame’ye itaat etmenizdir) buyurdu. Hazret-i Üsame, kırk gün sonra, zaferle Medine’ye döndü. Demek ki, emîr genç ve köle de olsa, ona itaat şarttır. Ona itaat edilmeseydi Resulullah'a itaatsizlik olurdu. Tayin edilen emîre itaat etmemek, onu tayin eden zata itaat etmemek olur. (Vekil asıl gibidir) buyuruluyor. Bir zat, birini emîr olarak tayin etmişse veya onu kendine vekil etmişse, vekile itiraz, vekil edene itiraz olur. Açıkça diyemese bile, “Sen bu işi beceremedin, sen bu kişiyi yanlış seçtin, işi ehline vermedin, haram işledin” demek olur. Böyle söylemenin ne kadar çirkin, ne kadar tehlikeli olduğunu iyi anlamalıdır. Merhum Enver abimiz, şunu anlatmıştı:
Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” çok kalabalık bir evde Eshab-ı kiramla sohbet ederken, bir kabile reisi gelir. Oturacak yer olmadığı için kapının eşiğine oturur. Bunu gören Peygamber efendimiz, onu yanına çağırır, kendi hırkasını çıkarır, dörde katlar, (Bu hırkamın üzerine otur) buyurur. O mübarek kabile reisi, hırkayı öpüp başına koyar, (Yâ Resulallah, kusurumu affedin! Hırkanızı buyurun) der. Peygamber efendimiz, (Benim maksadım başkadır) diyerek Eshab-ı kirama döner, (İnsanların yükünü çeken bir âmir veya onlara hizmet eden biri gelirse, ayağa kalkın, ona hürmet gösterin! Size bunu öğretmek için böyle yaptım) buyurur. Beş kişi için ayağa kalkılır: Ana, baba, hoca, seyyid ve âmir.

2- Birinci maddede açıkça anlatıldığı üzere, emîre itaatsizlik suç olduğu gibi, onun işlerine müdahale etmek, ondan habersiz o işleri yürütmeye kalkmak daha büyük suçtur. Görevlilerin barınacakları yerden, yiyip içmelerinden emîr sorumlu olur. Başkalarının bu işe izinsiz müdahale etmeye kalkışması çok yanlış olur.

3- İzinsiz sohbet grubunun kurulması meşru olmaz. Korsan bir grup kurulmuş olur. O sohbetten feyiz ve bereket hâsıl olmaz. Sadece bu grubu kuranlar değil, izinsiz olduğunu bilerek oraya gidenler de bu işten sorumlu olur.

4- İzinli kurulan sohbet grubunda, ancak bildirilen konularda sohbet olur. Sadece bu kitaplar okunacak denmişse sadece o kitaplar okunur, başka konular konuşulmaz. (Şunu yapmak, şu kitapları okumak daha faydalı olur) denilerek başka iş yapılmaz. O grubun başı, bölge âmirine karşı sorumludur, ondan izinsiz gündemi değiştiremez. Hele şeyhlik falan yapamaz. (Önce Kur’an okuyalım, şu duayı ezberleyelim, şu konuyu işleyelim, şu hizmeti yapalım) deme yetkisinde değildir. Yetkisini aşıp öyle bir şey derse, o iş meşru olmaktan çıkar. Bu hususlar kadınlar için de aynen geçerlidir.

5- Âmirden habersiz konferansçı davet etmek de, çok büyük yanlışlıktır, gayrimeşru bir iştir. Bir arkadaş anlattı:

(Geçen sene beni bir yere misafir olarak davet ettiler. Ben oraya sadece misafir olarak gelmiştim. Bir de ne göreyim, 90-100 kişi toplamışlar. “Haydi, bunlara sohbet et” dendi. Bir emrivaki ile karşı karşıya kalmıştım, çok sıkıldım. Hiçbir hazırlığım falan da yoktu. Zaten benim sohbetlere konuşmacı olarak katılmışlığım olmadığı gibi öyle bir kabiliyetim de yoktu. Çok mahcup oldum, üzüldüm.)

Misafiri böyle emrivaki işlerle karşı karşıya bırakmak asla doğru olmaz.

6- Konferansçı, bölge âmirinden izinsiz ve habersiz birkaç kişinin, hattâ yüzlerce kişinin arzusu üzerine konferans veremez. Konferansçı, önce bulunduğu bölgenin âmirinden izin almak şartıyla, başka bir şehre gidebilir. İzin almadan hiçbir yere gitmesi meşru olmaz.

Bir arkadaş, Konya’dan başka şehre giderken yolda şehit oluyor. Bir de merhum Mehmet Darende abimiz vardı. Ehl-i sünneti yaymaktaki arzusu bir aşk derecesindeydi. Gözü hizmetten başka bir şey görmezdi. Kitap satışına giderken âmirinden izin almayı bile düşünecek durumda değildi. O da hizmet esnasında abdestli olarak şehit oluyor. Merhum hocamız, ikisi için de aynı şekilde, (İzinli mi gitmişti?) diye soruyorlar. (Hayır) dediklerinde, her ikisi için de aynı cevabı verip, (Eğer izinli çıkmış olsaydı, bu kaza başına gelmezdi) buyuruyorlar. İzinli gitmek bu kadar önemlidir. İzinli gittiği yerdeki bölge âmirine teslim olunur. O ne derse onun dediğini yapmak gerekir. Ne kadar bilgili olursa olsun, kendiliğinden imamlığa geçmesi asla caiz olmaz. Tersine oradaki birinin, onu zorla imam yapması da çok yanlış olur. Teklif edilebilir, kabul etmezse ısrar edilmez. Belki bir mazereti olabilir.

7- Konferansçı, pîr-i fâni de olsa, kadınlara vaaz ve nasihat veremez. Sohbete gelen kadınlar da sual soramaz. Kadınlar zaruret olmadıkça namahrem erkeklerle konuşamaz. Bir hadis-i şerif:

(Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmayanlarla konuşmayın!) [İbni Said]
İbni Abidin hazretleri de buyuruyor ki:

Kadının sesini erkeğin işitmesi doğru değildir. Kadın aşikâre telbiye yapamaz, çünkü sesi avrettir. Kadınların yabancı erkeklerle ihtiyaç hâlinde, ihtiyaç kadar konuşması caizdir. Seslerini yükseltmeleri caiz değildir. Bundan dolayı ezan okumaları caiz görülmemiştir. Kadınların namaz kılmak ve vaaz dinlemek için camiye gitmeleri de caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)

Kadınların evde kıldıkları namaz, daha sevabdır. İki hadis-i şerif:
(Kadının en hayırlı namazı, evinin en dip köşesinde kıldığıdır.) [Taberânî]
(Kadının, evinin en dip köşesinde kıldığı namaz, salonda kıldığından, salonda kıldığı ise, camide kıldığından daha sevabdır.) [Ebu Davud]

Hizmette birlik olmak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Dinimize, Ehl-i sünnete hizmet edenler, bir vücut gibi olmalıdır. Sadece bir parmak acısa, rahatımız kaçar. O parmağın iyileşmesi için bütün vücut seferber olur. Hizmete iştirak eden her kişi, vücudun bir uzvu, bir parçası gibi olur. Hiçbir parçanın diğerine üstünlüğü olmaz. Hepsi ayrı ayrı bir vücudu tamamlar.

Bir saat, ancak doğru çalışır, doğru kurulur ve zamanı doğru gösterirse işe yarar, faydalı olur. Saatin doğru çalışması içindeki çarkların kırık, paslı olmamasına, birbiriyle uyumlu çalışmasına bağlıdır. Hizmetlerde de, bir saatin çarkları, vidaları gibi, herkes birbirine karşı sorumluluğunu bilmeli, edepli, hürmetkâr ve uyumlu olmalıdır. Kalb kırmamak, gıybet etmemek ve başkasının işine karışmamak lazımdır. Böylece hizmetler, doğru çalışan bir saate benzemiş olur. Eğer akrep ve yelkovan, zamanı yanlış gösterirse, hizmetler çabucak aşınır ve silinir gider. Çünkü yanlış çalışan saat, markası ne olursa olsun, faydalı olmadığı için kullanılmaz, çöpe atılır. Onun için hizmetlerin itibarı korunmalıdır. Herkes, kendine düşen vazifeyi en iyi şekilde yapmalı. Allah korusun, hizmetlerin çöpe gitmesine sebep olmak felakettir.

Başarı arttıkça, hizmetler büyüdükçe idareciler büyümemeli, yani kibirlenmemeli, aksine tevazu sahibi olmalı. Geçimsizliğe sebep olmamalı, kimseyi üzmemeli. Bir bahçıvan bir gül yetiştirmek için binlerce dikene bakar, onlara da su verir. Gül kokar, diken batar. Gül olamayan, diken bari olmamalı. Birini üzen, diken gibi batmış demektir. Bir kişiden ne olur dememeli. Dini yıkan da, yapan da bir kişidir.

İnsanlar öğrenmeyi sever, fakat öğretilmeyi sevmez. Büyük bir zat sohbetlerinde fıkra da anlatır, latifeler yaparmış. Hattâ talebelerine de anlattırır, hep beraber gülerlermiş, sonra sohbete devam edermiş. Bir gün talebelerine, niye fıkra anlattığının sebebini şöyle anlatır:

(Şimdiki insanlar, nasihat istemiyorlar, bir şey bilmeyen kimse durumuna düşmeyi gururlarına yediremiyorlar. Bu da kibirden kaynaklanır. Onlara fark ettirmeden latife arasında bir şeyler vermeye çalışıyoruz.)

Kaptanın işine karışılmaz

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Eğer bir işin, bir hizmetin başlangıcı ve devamı, üzüntüsüz ve çilesiz ise, onun yıkılması kolay olur. Bir iş de çile içinde devam ediyorsa, ömrü çok uzun olur. En güzel örnek, dinimiz İslamiyet’tir. Peygamber efendimiz, (Benim çektiğimi, hiçbir Peygamber çekmedi) buyuruyor. Onun getirdiği İslamiyet de Kıyamete kadar devam edecektir.

Dine hizmette başarının sırrı, bu işini kendine dert edinmektir. Dertsiz insandan hayır beklenmez. Hizmet aşkının ateşi alevlenip, hem kendini, hem de etrafını yakmalıdır. İşini kendine dert edinmeyen kimselerden lider olamaz.

Birlik ve beraberlik içinde olmalı. Bizim dinimizde, bir el kalkar, bir el iner, ikinci bir el kalkmaz. Yani emîrin dediği olur. Emîr istişare eder, ama son kararı yine o verir, ikinci bir lider olmaz. Dine yapılan hizmetin sorumlusu bu büyüklerdir, icra başı onlardır. İyisi de, kötüsü de, hayrı da, sevabı da onlara aittir. Bize düşen, görevimizi en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır. Bir kişi söyler, ötekiler de bunu uygular. Başarı ancak böyle gerçekleşir. Bizim vazifemiz, yeni şeyler bulmak değil, büyüklerin emirlerini uygulamak için elimizden geleni yapmaktır.

Büyük bir zata, başarısının sebebi sorulunca, (İşimi hep iş bilmeyenlerle yapıyorum) cevabını verir. Soran kimse şaşırınca, (İşi bilen, danışmayı düşünmez, kendi bilgisine güvenir, aklına göre karar verir, yanlış iş yapar. Bilmeyen ise her şeyi danışır, danışınca da yanlış yapmamış olur) der. Eğer enerji gelmezse, motor çalışmaz. Hizmetlerde de büyüklerin himmeti gelmezse, bu işler yürümez. Onun için, yaptığımız hizmetler yürüyorsa, kendimizden bilmemeliyiz.

Büyüklerin dine hizmet için uğraştığı işlerden, ticaretten, zerre kadar şahsi menfaatleri olsaydı hiç kimse onları sevmezdi. İşin başındakinin niyeti ve parayı sarf ettiği yer önemlidir. Çünkü koca gemide o kadar çalışan olmasına rağmen, sonunda gemi, kaptanın dediği yere gider. Gemilerde tek yetkili, kaptandır. (Gemi karadan idare edilmez) sözü çok önemlidir. Bunun için bu büyükler, her zaman işinin başında olmuşlardır.

Evliyaya derece vermek

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Rahmet-i ilahi dünyada dinli dinsiz herkese gelir, ama Resulullah'tan nimetler, sadece şu iki şartla gelir:

1- Onun peygamberliğini şartsız tasdik etmek. Elektrik kabloyla geldiği gibi nimetler, feyizler, kalble gelir. Bu tasdik olunca, o kişiyle Resulullah’ın mübarek kalbi arasında bir hat kurulur.

2- Onu çok sevmek. Gelen nimetlerin derecesi bu sevgiye bağlıdır. Sevginin derecesi de, tâbi olma nispetine göre ölçülür.

Bu tasdik ve sevgi şartı, Resulullah hayattayken böyleydi. (Kalbimde ne varsa, kardeşim Ebu Bekr’in kalbine akıttım) buyurduğu için, vefatından sonra artık Ondan gelen nimetler Hazret-i Ebu Bekir’den gelir. Ondan sonra Silsile-i aliyye büyüklerinden gelir. Bu büyükleri inkâr eden, gelen nimetlerden mahrum kalır.

Bir talebe hocasına, (Silsile-i aliyye büyüklerinin kitaplarını, derecelerine göre aşağı yukarı koymak uygun mu?) diye sorar. Hocası buyurur ki: Biz evliyaya derece tayin edemeyiz. Biri büyük biri küçük diyemeyiz. Resulullah'ın mübarek kalbinden çıkanlar, sırayla bu büyüklere geçer. Bu büyüklerin hepsinin kalbinde, Resulullah'ın mübarek kalbindeki emanetler vardır. Resulullah'a vârislik işi, ilimle, tecrübeyle, yaşla olmaz. Eğer öyle olsaydı Ehl-i sünnetin reisi ve (O, ümmetimin ışığıdır) diye hadis-i şerifle övülen İmam-ı a’zam hazretleri, Silsile-i aliyye büyüklerinden Cafer-i Sadık hazretlerine talebe olup, (Son iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu) buyurmazdı. Demek ki bizim anlamadığımız şeyler var.

Şimdi zamanın büyüğü, hocamızdır. Biz, dinimizi ondan öğrendik. Bu büyükleri bize, o tanıtıp sevdirdi. O büyük zatların, kitaplarını açıklayıp bize vermişse, (Bu kitapları okuyun, evinizde sadece bunları bulundurun!) demişse, kitapları başka büyükler de yazmış olsa, onlar hocamızın kitapları sayılır. Hocamızın kitapları arasında kıyas yapmak, (Bu daha kıymetli!) demek çok yanlış olur. O büyüklerin kitaplarından öğrendiği bazı şeyleri ezberleyip, kendini bir şey sanan, kitabın birini yukarı ötekini aşağıya koyan bunları anlayamaz. Bu din, edep dinidir. Edep, haddini bilmektir. Herkes haddini bilmeli.

Resulullah'a kadar olan silsilenin feyzi, hocamızın kalbinden geçer. Bu kalbden geçmeyen, mahrum kalır. Hattâ o zatı kabul etmemiş ve kusurlu görmüş olur. Vârise yapılan iyi kötü her iş, Resulullah'a kadar gider.

Cünüp küvete girse

Sual: Abdestli veya abdestsiz yahut cünüp kimse, kuyuya veya küvete serinlemek niyetiyle girip çıksa yahut tedavi maksadıyla kaplıca küvetindeki sıcak suda dursa, bu su müstamel olur mu?
CEVAP
Serinlemek veya tedavi niyetiyle girmekle gusletmek için girmek farklıdır. Abdestte ve gusülde kullanılan suya müstamel su denir. Müstamel su, İmam-ı Muhammed’e göre temizdir, fakat hadesi temizleyici değil, yani bu suyla tekrar abdest alınmaz, gusledilmez ve içilmez. Temiz suya karışan müstamel su miktarı temiz sudan azsa, bu suyla abdest ve gusül caizdir. Mesela, 5 litre suya 4 litre müstamel su karışsa bununla abdest veya gusül sahih olur.

Cünüp veya kâfir, necaset bulaşmamış olan avucunu bir yere sokup su alsa veya kolunu sokup, içindeki tası alsa, o yerdeki su dört mezhepte de pis olmaz. Necaset üzerinden akan suyun yarıdan fazlası necasete temas ederse, bu su pis olur. Azı değerse ve necasetin üç sıfatı suda bulunmazsa, pis olmaz. Müstamel su, Mâlikî’de hem temizdir, hem de temizleyicidir. Yani müstamel suyla abdest alınır ve gusledilir. (Menahic-ül ibad)
Aşağıdaki yazının tamamı Halebî-yi sagir’den alınmıştır:

Cünüp, elini veya ayağını, kova aramak için kuyunun içine soksa, zaruret olduğu için o su, müstamel olmaz. Fakat kuyuya serinlemek için elini veya ayağını soksa, bu durumda zaruret olmadığı için, o su müstamel olur.
Cünüp, ağzını yıkamaya niyet etmeden ağzına su alsa, İmam-ı Muhammed'e göre o su müstamel olmaz. İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, o su müstamel olur.

Cünüp veya abdestsiz olan, yıkamak maksadıyla elini su kabına soksa, o su müstamel olur. Temiz olan kimse, kuyuda gusletse, kuyunun suyu müstamel olur.

Temiz kimse, kova aramak için kuyuya girse ve kuyunun içinde bedenini ovmasa, su müstamel olmaz. Hattâ kirini gidermek için kuyuda bedenini ovsa, yine su müstamel olmaz. Gusle niyet ederse müstamel olur. Abdestsiz kimse, abdest uzuvlarından başka bir yerini yıkasa, o su müstamel olmaz. Çünkü abdest için yıkamamıştır. Serinlemek veya terini atmak için yıkamıştır.

Temiz elbisenin veya temiz bir kabın yıkandığı su da, müstamel olmaz.
Abdestsiz ve temiz kimsenin elini soktuğu suyla abdest almak caizdir.

Cünüp guslederken, kullandığı su, kovasına sıçrasa, bu su, kovadaki suyu müstamel etmez. İmam-ı Muhammed'e göre, müstamel su, temiz sudan fazla olmadıkça o karıştığı su müstamel hâle gelmez.
Cünüp, kovayı almak için su kuyusuna girse, Ebu Yusuf'a göre, bu kimse cünüptür, su temizdir. İmam-ı a’zama göre ise, o kişinin cünüplüğü devam eder, su da kirlenmiştir. İmam-ı Muhammed’e göre ise ikisi de temizdir. O kişi, cünüplükten temizlenmiş, su da kirlenmemiş olur. Fetva da böyledir. Eğer bir kişi, namaz kılmak maksadıyla gusletmek için, bir kuyuya girse, su müstamel olur. Cünübün yıkanmış olduğu kuyu da, pislenmiştir. (Halebî-yi sagir)

Ölüm pusuda
Bilinmez ölüm seni bekliyor nerelerde,
O hâlde onu bekle her zaman ve her yerde.

Türbe ve mum
Sual: Emekli bir asker, (Türbeye mum koymak şirktir) diye şiir yazmış. Mum dikmenin şirkle ne ilgisi var?
CEVAP
Aydınlatmak maksadıyla, mescide veya türbeye mum koymanın hiç mahzuru yoktur. Aynen ampul koymak gibidir. Selefî denilen kimseler türbe adını duyunca, tepeleri atıyor, hemen şirk damgasını basıyorlar. Türbeye veya mescide mum bağışlamayı bid’at olarak görmek Necdî propagandasının tesiri altında kalmayı göstermektedir. Bu şair de demek onların etkisinde kalmış. Eskiden elektrik ampulü yoktu, ışık olarak mum kullanılırdı. Şimdi türbelerin veya mescitlerin aydınlanması için ampul bağışlamanın bir mahzuru yoktur.
Türbeye hizmet eden fakirlere aydınlanmaları için mum bağışlanırsa, sadaka sevabı hâsıl olur. (S. Ebediyye)
Günümüzde, mum yerine ampul veya türbenin ihtiyacı olan başka bir şey bağışlanabilir. Aydınlatmak niyetiyle mum da bağışlanabilir. Elektrikler kesilince onu yakarlar. Mum yakmanın şirkle ilgisi yoktur.

Ölüm var
Bu dünyanın sonu boş, cilvesi gelmesin hoş!
Ecel bir gün yakalar, istersen çok hızlı koş!

Sahabenin hepsi müctehiddir

Sual: Kur’anda, (Âlimlere uyun!) buyuruluyor. Ayrıca Eshab-ı kiramdan Allah’ın razı olduğu, hepsinin Cennetlik olduğu bildiriliyor. Peygamberimiz de, onlara uyanın hidayete kavuşacağını bildiriyor. Âlim olmayana, müctehid olmayana uyulur mu? Buradan da sahabenin tamamının müctehid olduğu anlaşılmıyor mu?
CEVAP
Elbette, hepsi müctehiddir. Sekiz muhaddisin [hadis âliminin] bildirdiği bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.) [Taberanî, Beyhekî, İbni Asakir, Hatîb, Deylemî, Darimî, İ. Münavî, İbni Adiy]

Bu kadar hadis âliminin bildirdiği bir hadis-i şerifi bir kalemde silebilmek için, süper mezhepsiz olmak gerekir.
Eshab-ı kiramın her biri müctehid ve mezhep imamıydı. (Mizan, Hadika)

İbni Hacer-i Mekkî hazretleri buyurdu ki:
Eshab-ı kiramın nail oldukları yüksek şereflere başka hiç kimse kavuşamaz. O şereflerden biri şudur: Resulullah'ın mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdatla yardım etmiştir. Bu özellik, bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların üstünlüklerine, geniş ilimlerine, Resulullah’tan aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiçbiri kavuşamadı. Hepsi âdil, salih, veli, âlim ve müctehiddi. Kur’an-ı kerimde, (Allah onların hepsinden razıdır) buyuruldu. Onlardan birini kusurlu bilmek, bu âyet-i kerimeye inanmamak olur. (Savaik-ul-muhrika)

İmam-ı Busayrî hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiramın hepsi de ictihad sahibiydi. Allahü teâlâ hepsinden razıydı, onlar da Allah’tan razıydı. (Kaside-i hemziye)
İmam-ı Şafiî, Risale-i kadime’de, (Eshab-ı kiram ilim, ictihad ve akılca hepimizden üstündür) buyurdu. (Mizan)
Sahabeyi kötülemek haramdır, çünkü hepsi müctehiddir. (M. Çihar Yâr-i Güzîn)

Sehl bin Abdullah Tüstürî hazretleri buyuruyor ki:
Sahabenin hepsini büyük bilmeyen, Resulullah’a iman etmiş olmaz. (Redd-i revafıd)

İmam-ı Teftazanî hazretleri buyurdu ki:
Sahabeye dil uzatanın sözü, Kur’an ve hadislere uygun değilse kâfir olur. Uygunsa büyük günaha girer, bid’at sahibi olur. (Şerh-i akaid)

İmam-ı a’zam, İmam-ı Mâlik gibi büyük din imamları, Sahabe-i kiramdan her birinin sözlerini, hareketlerini, işlerini hüccet ve senet olarak almışlardır. Müctehid olmayanın sözleri senet olarak alınmaz.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiram, sohbette, daha ilk günde, öyle şeylere kavuştu ki, sonra gelen en büyük Evliya, en nihayette, ancak, bundan bir parçaya kavuşabildi. İşte bunun içindir ki, Vahşi, Hazret-i Hamza’yı şehit etmişken, Müslüman olunca, bir kerecik sohbetle şereflendiği için, Tâbiinin en üstünü olan Veysel Karani’den daha üstün oldu, çünkü sohbetin fazileti, bütün faziletlerin ve kemâllerin üstündedir. (1/66, 1/210)

Muhammed Masum Farukî hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiramın hepsi fena fillah [Evliya] makamına yükselmiştir. Bu marifete [bu dereceye] kavuşanlara müjdeler olsun! (2/6)

Eshab-ı kiram sohbette bulundukları için, hepsi Cennetlik olmuştur. Hepsi de, peygamberler hariç bütün insanlardan üstündür. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]
(Eshabımdan herhangi birine uyan, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur.) [Beyhekî]
(İnsanların en hayırlısı, asrımdaki Müslümanlar [Eshab-ı kiram] dır.) [Buharî]

Meşhur bir beyt şöyledir:
Âlimin bir nazarı, bulunmaz hazinedir,
Bir sohbeti, yıllarca, bitmez kütüphanedir.

Âlimin bir nazarı bir hazine olursa, Resulullah’ın mübarek nazarının, sohbetinin ne büyük servet olacağını düşünmelidir.

Namaz kılanı öpmek
Sual: Namaz kılarken eşim beni öpse namazım bozulur mu?
CEVAP
Eş denince kadın mı erkek mi olduğu anlaşılmıyor. Karıya da, kocaya da eş deniyor. Kadın mı kocasını öpüyor, yoksa kocası mı hanımını öpüyor?

Şehvet hâsıl olmasa da, kocası tarafından öpülen kadının namazı bozulur, fakat şehvetlenmedikçe karısı tarafından öpülen kocanın namazı bozulmaz. Şehvetlenirse, onun da bozulur, ancak namaz kılan öpülmez, çünkü öperek namazı bozdurmak haramdır.

Faizli alışverişlere dikkat

Sual: Faiz olabilecek alışverişlere birkaç örnek verebilir misiniz?
CEVAP
Alışverişte faiz, genelde ağırlık veya hacimle ölçülen bir cinsten olan malların birbirleriyle takas edilmelerinde oluyor. Faiz olan ve olmayan alışverişlere bazı örnekler verelim:

Faiz olur: Bir teneke buğdayı, bir teneke buğdaya veresiye satmak faiz olur. Buğdaylardan birinin kaliteli, ötekinin kalitesiz olması fark etmez. Biri bir tenekeden az veya fazla olursa peşin satmak da faiz olur.
Faiz olmaz: İki şarttan biri bulunup biri bulunmazsa, farklı miktarda peşin satmak caiz olup, eşit miktarda olsalar da, veresiye satmak yine faiz olur. Bir teneke buğdayı, iki teneke arpaya peşin satmak caiz olur. Beş yumurtayı altı yumurtaya peşin satmak caiz olur. Para bozdurmak, mesela 100 lira verip iki 50 lira almak caiz olur.

Faiz olur: Beş metre basmayı, beş metre basmaya veresiye satmak faiz olur. Üç yumurtayı, veresiye üç yumurtaya satmak da faiz olur. Bozdurmak için 100 lira verilse, bozan kimse de, 50 lirasını şimdi verse, diğer 50 lirasını veresiye verse faiz olur.
Faiz olmaz: Yarım altın verip, yarım altın ağırlığında iki çeyrek verilse satış caiz olur. Altın ve gümüş, ağırlıkla ölçülür. Basılı altın liraların ağırlığı belli olduğu için, bunları sayı ile de kullanmak caiz olur. Ancak kullanırken, ağırlıklarını düşünmek gerekir.

Faiz olur: 5 gram 18 ayar altını, 4 gram 22 ayar altına satmak faiz olur.
Faiz olmaz: Kâğıt parayla altını, peşin de, veresiye de, satın almak faiz olmaz.

Faiz olur: Altın ve gümüşü, ayrılmadan önce almak ve vermek şarttır. Yani birbirinin eline vermek gerekir. Ayrıldıktan bir iki dakika sonra verse, satış sahih olmaz.
Faiz olmaz: (Bu bir teneke buğdayı, bir teneke tohumluk buğdaya sattım. Bu bir teneke buğdayı, bir teneke taze arpaya sattım) diyerek sözleşmek caiz olur. Fakat sözleşme yerinden ayrılmadan, tohumluk buğdayı veya taze arpayı teslim almak gerekir.

Faiz olur: Altın ve gümüşten başka madenlerde, sanat, işçilik farkı olabilir. Bir bakır semaveri, daha ağır bakır semaver karşılığı satmak caiz olur. Çünkü altından ve gümüşten başka madenler, üzerinde işleme yapıldığından, sanat yönüyle, ağırlık ölçüsünden çıkıp, tane ile veya götürü usulüyle satılabilir. Fakat bunları ağırlıkla satmak âdet olan yerlerde, ağırlık farkı yine faiz olur.
Faiz olmaz: Eski bakırı, yeni bakırla aynı ağırlıkta ve peşin değişmek caiz olur. Yeni bakır hafifse, bununla az miktar başka mal veya para da, peşin verilince caiz olur, faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı buğdaya peşin satarken, birinin hacmi fazla olursa faiz olur. Hacimleri eşit, fakat biri veresiye ise yine faiz olur.
Faiz olmaz: Arpayı buğdaya satarken, hacimleri aynı olsa da veresiye satmak faiz olup, hacimleri farklı olsa da, her ikisi peşin caizdir.

Faiz olur: Ağırlıkları eşit, fakat biri veresiye ise, faiz olur. Ağırlık veya hacimleri eşit olmayan peşin satışta, faizden kurtulmak için, ağırlık veya hacmi az olan malın yanına, aynı cinsten olmayan, başka az bir şey de ilave edip, iki şey bir arada iken, pazarlıkla alınmalı. Böylece faiz olmasa da, ilave edilen şeyin kıymeti azsa, tahrimen mekruh olur.
Faiz olmaz: Birkaç kimse arasında müşterek olan, ölçek veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden paylaşmak faiz olur. Fakat, her biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil, kalem gibi şeyler de verip helâlleşilirse caiz olur. Vermeden helâlleşmekle caiz olmaz. Mesela üç kişinin on kilo kadar ortak buğdayları olsa, yaklaşık üçe bölseler faiz olur. Göz kararıyla böldükten sonra, birinci ortak ikinci ortağa bir kalem verse, ikinci ortak üçüncüye bir mendil verse caiz olur.

Faiz olur: Ağırlıkla ve kile ile ölçülen ve ölçülmeyen her şey, kendi cinsiyle veresiye satılınca, miktarı aynı olsa da faiz olur.
Faiz olmaz: Maddeleri veya kullanış yerleri aynı olmayan veya insanlar tarafından sıfatları değiştirilen şeyler, aynı cinsten değildir. Mesela elma sirkesi ile üzüm sirkesi, koyun etiyle sığır eti, buğdayla ekmek aynı cinsten değildir.

Faiz olur: Miktarları eşit olsa da, hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir şeyi, kendi cinsi karşılığı, ölçmeden toptan satmak faiz olur. Çünkü böyle şeylerin satışında, söz kesilirken, ölçülerek, miktarlarının aynı olduğunu bilmek, alışverişin sahih olması için, şarttır.
Faiz olmaz: İmam-ı Muhammed’e göre, ekmeği taneyle ve ağırlıkla ödünç vermek faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı, buğday ununa aynı hacimde de satmak faiz olur. Çünkü buğdaydan, aynı hacimde un hâsıl olmaz.
Faiz olmaz: Unu ve buğdayı, ekmeğe satmak faiz olmaz. Çünkü ekmek, başka cinsten olmuştur ve sayı ile ölçülür.

Faiz olur: Hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek veya almak faiz olur. Ödünç verilen şey, hediye olarak verilirse, böyle bir tehlike olmaz.
Faiz olmaz: Susam, zeytin gibi yağ çıkarılan cisimler, kendi yağları karşılığı satıldığı zaman, yağ, cisimdeki yağ miktarından fazlaysa caizdir ve yağın aynı miktarı yağ karşılığı olup, fazlası posa karşılığı olur. Fazla değilse, az veya eşitse veya belli değilse faiz olur.

Faiz olur: Bir malı, on liraya satıp, müşteriye teslim ettikten sonra, parayı teslim almadan, malı müşteriden, dokuz liraya geri satın almak faiz olur. Parayı tamam alınca, satın alabilir. Bir malı sattıktan sonra, parasının hepsini tamam teslim almadan, o malla birlikte başka bir şeyi, aynı fiyatla geri satın almak faiz olur.
Faiz olmaz: İki kişinin kirada ortak bir evi olsa, kirasını her ay bölüşseler faiz olmaz. Fakat bir ay biri, diğer ay biri alsa faiz olur.

Faiz olur: İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütü bir gün biri, bir gün diğeri sağsa faiz olur. Her gün çıkan sütü paylaşmaları gerekir. İki kişi, mesela bir otomobili, arabayı her biri kullanmak üzere, belli bir zaman için değişseler faiz olur.

İman etmek için araştırmak gerekir mi?

Sual: (Tahkik etmeden, körü körüne inanmak iman değildir) deniyor. İman gayba olmaz mı?
CEVAP
Akılla, tahkikle yani araştırmakla, iman kuvvetlenmez, hattâ aksine şüphelerin artmasına sebep olabilir. İbni Sakka isimli bir âlim, her şeyi akılla ispata kalkardı. Allah’ın varlığını, birliğini 99 delille ispat ederdi. Zamanla aklının almadığı konular da çıktı, şüpheleri arttı. Yusuf-i Hemedanî hazretleri, onun bir sorusu için, (Senin sözünden küfür kokusu geliyor) buyurdu. İstanbul’a elçi olarak gidince Hristiyan oldu. 100 delille, hâşâ üç ilah olduğunu ispata kalkıştı. Bunun için, akıl tek başına ölçü olmaz. İki hadis-i şerif:

(Dini aklıyla ölçen kadar, zararlı kimse yoktur.) [Taberanî]
(Ahir zamanda, kocakarı gibi inanın!) [Deylemî]

Bu hadis-i şerif, (Körü körüne inanın) demiyor. (Dinimizin bildirdiklerine, akılla ölçmeden, delil aramadan inanın) demektir. Âhiret ve Sırat Köprüsü, akılla, mantıkla ispat edilemez. Mutezile; Sırat Köprüsü ve Mirac gibi şeyleri inkâr etmiştir. Tahkik eden de, şüpheden kurtulamaz. Mesela, Sırat Köprüsü'nü akılla izah edemez ve inkâr etmek zorunda kalır; Hazret-i Ebu Bekir gibi, (O söylemişse doğrudur) diyemez. Diyebilse tahkike lüzum görmez. Onun için tahkikçi büyük tehlike içindedir.

Müşrikler, tahkikçi mantığıyla, Peygamber efendimizin miracını inkâr ederken, Hazret-i Ebu Bekir, aklı işe karıştırmadan, (O söylediyse doğrudur) diyerek imanın zirvesine çıkmış, (Sıddık) ismiyle şereflenmiştir. Aklını atıp, Resulullah'ın bir anda Mirac'a gidip geldiğini tasdik etti, imanı Güneş gibi parladı. Peygamber efendimiz, (Ebu Bekir’in imanı, bütün insanların imanları toplamıyla tartılsa, onun imanı daha ağır gelir) buyurdu. Bu, tahkikle değil, tasdikle olmuştur.

İman esasları tahkik edilmez, yani araştırılmaz. Kur’an-ı kerimde, sâlihler övülürken, (O müttekîler ki, gayba inanırlar) buyuruluyor. (Bekara 3)

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
İman, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmadan tasdiktir. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik olur, Resulü tasdik olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz.

İlim öğrenmeyip cahil kalmak çok kötüdür

Sual: Bir arkadaşa kitap verdim. (Namaz kılmıyorum, günah da işliyorum. Bilerek yapmamak daha büyük günah olur, ben dinimi öğrenmek istemiyorum) dedi. Böyle söylemek uygun olur mu?
CEVAP
Yapamam diye dinini öğrenmemek daha büyük günah olur. Dinini bilmeyenin dini yok demektir.
Evet, amel edilmeyen ilim vebaldir, fakat ilim öğrenmemek bundan daha kötüdür. Onun için, (Amelsiz ilim vebal, ilimsiz amel sapıklıktır) denmiştir. İki hadis-i şerif meali:

(Allahü teâlâ, ilimsiz ameli kabul etmez.) [B. Ârifîn]
(İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.) [Deylemî]

Bunun için, amel edemem diye düşünerek, kitap okumamak, ilim öğrenmemek, asla uygun değildir. Öğrenmesi farz olan şeyi öğrenmemek, ayrı bir günah olur. Bir hadis-i şerif meali:

(Aynı günahı işleyen âlime bir, cahile ise iki günah yazılır. Âlim, yalnız günahın cezasını; cahilse, hem günahın, hem de o meseleyi öğrenmemenin cezasını çeker.) [Deylemî]

O hâlde kitap okumayı, ilim öğrenmeyi ihmal etmemelidir. Dinini bilmeyen nasıl doğru Müslüman olur ki? İlimden kaçmanın hiçbir mazereti olmaz.

İlim öğrendikçe, büyük zatların yazılarını okudukça, kalbine feyz de gelir ve dine uyma isteği artar.

Bid'at ehli evliya olamaz
Sual: Evliya zatların hepsi Ehl-i sünnet miydi? Bid’at ehlinden evliya olamaz mı?
CEVAP
Bid’at ehli, hakiki Müslüman değil ki, evliya olabilsin. Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid’at sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Evliyalık nurları, bunların kalblerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bid’atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid’at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadıyla süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb, yakîn nuruyla aydınlanamaz. (Merec-ül-bahreyn)

Dua ederim demek
Sual: Hiç dua etmeden, (Dua eder, dualarınızı beklerim) deniyor. Böyle demek uygun mu?
CEVAP
Dua etmiyorsa uygun olmaz. Dua ediyorsa uygun olur. Eğer, (Ben dua ettim, ediyorum, yine edeceğim) anlamında söyleniyorsa uygundur. Ama hiç dua etmeden, (Dua eder, dualarınızı beklerim) demek uygun olmaz. Yahut hiç dua etmeden, (Büyüklerin duası olsun) demek de böyledir.

Para kazanmak için din kitabı satmak

Sual: Kâr amacıyla dînî kitap satmak caiz midir?
CEVAP
Büyük günah olur. Dînî eser, dine hizmet niyetiyle neşredilirse, ücret de geçinilecek kadar alınırsa günah olmaz. Geçinmek için, dînî kitap yazıp satmak, dilenmekten daha büyük günahtır.

Malını müşteriye gösterirken tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. (El-İhtiyar)

Müşteri çekmek için dükkânına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olur.

Din kitaplarını ve Mushafları satmak, Kur’an-ı kerim öğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyetiyle olursa, caiz ve sevab olur, fakat böyle niyetin alameti, bunları maliyetine yakın, çok az bir kârla satmaktır. Başka geliri de varsa Mushaf’ı kârsız satmalı. Sadece kâğıt, işçilik ücreti ve masraflarını almak caizdir. (S. Ebediyye)

Yaşlılara hürmet
Sual: (Büyüklerimize hürmet etmeyen, bizden değildir) anlamındaki hadisten, yaşlılara hürmet etmeyenin kâfir olacağı mı anlaşılır?
CEVAP
Hayır, (Sünnetime, Müslümanların yoluna uymamış) olur demektir. (Bizden değil), (Benden değil) diye bildirilen çok hadis-i şerif vardır. Birkaç örnek verelim:

(Evlenmeyen benden değildir) hadis-i şerifi, (Evlenmeyen, evlilikle ilgili sünnetime uymamış olur) demektir. Evlenmeyen günah işlemiş olmaz. (İhya)

Demek ki, hadis-i şerifleri açıklamasız okumamalıdır.

(Selama cevap vermeyen bizden değildir) hadis-i şerifi de, (Selam alma farzına uymamış, haram işlemiş olur) demektir.

(Kadını kocasına karşı kışkırtan bizden değildir!) hadis-i şerifi, karı koca arasını açmanın haram olduğunu bildiriyor.

(Âlim olmayan veya ilim öğrenmeye çalışmayan bizden değildir) hadis-i şerifi de, (Dinde bilinmesi zaruri olan şeyleri öğrenmeyen haram işlemiş olur) demektir. Hele itikadî konularda dinini bilmeyen, yanlış inanan, küfre düşebilir.

Bu bakımdan dinimizi doğru olarak öğrenip, öğrendiklerimizle amel etmeye çalışmalıyız.

Çiçek taşımak
Sual: Ceketin üst cebinde, yani yakada, çiçek taşımak mekruh mudur?
CEVAP
Ziynet olacağı için, elde veya yakada çiçek taşımak mekruh olur.

Herkesin yapıp yapmaması ölçü olmaz

Sual: (Türkiye’de neredeyse hiç kimse domuz eti yemez, fakat birçok insan içki içer. Demek ki, domuz eti yemek daha büyük günahtır) deniyor. Hangisi daha büyük günahtır?
CEVAP
Türkiye’de veya başka İslam ülkesinde az veya çok yenmesiyle, domuz etinin daha büyük günah olmasının hiçbir ilgisi yoktur. Mesela gıybet zinadan daha büyük bir günahtır. Ama zinayı herkes yapmaz, gıybet ise en çok işlenen günahlardandır. Bir hadis-i şerif meali:

(Gıybetten sakının, çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Zina eden, tevbe edip bir daha yapmazsa, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen gıybet edeni affetmedikçe affolmaz.) [Deylemî, Taberanî, Beyhekî]

İçki içmek de, domuz eti yemek de büyük günahtır. İslam âlimleri buyuruyor ki:

Günahları büyük ve küçük diye ikiye ayırmışlarsa da, küçük günahlardan da, büyük günah gibi kaçınmak, hiçbir günahı küçümsememek gerekir, çünkü Allahü teâlâ, günahların cezasını vermekte hiç kimseden çekinmez. Rızasını ibadetler içinde gizlediği gibi, gazabını da günahlar içinde gizledi. Küçük sanılan bir günah gazabına sebep olabilir.

Domuzun mu, yoksa içkinin mi, Allah’ın gazabına sebep olacağı bilinemez. İkisi de, büyük günahtır. İkisinden de kaçınmak gerekir.

Eyyüb aleyhisselam
Sual: Eyyüb Peygamberin hastalığında yaralarının kurtlandığı doğru mudur?
CEVAP
Bazıları, (Peygamberlere böyle hastalık gelmez) diyorlarsa da, yaralarına kurt düşmez diye bir şey yoktur. Peygamberlik sıfatına aykırı değildir. Peygamberliğin 7 vasfı vardır: 1- Emanet, 2- Sıdk, 3- Tebliğ, 4- Adalet, 5- İsmet, 6- Fetanet, 7- Emn-ül azl. Yaralarının kurtlanması, bu sıfatlara aykırı değildir.
Eyyüb aleyhisselamın yaralarının kurtlandığını büyük âlim Alâaddin-i Attar hazretleri de bildirmektedir. (S. Ebediyye)

Mekruh vakit girse
Sual: Kaza namazına başlansa, ikinci veya üçüncü rekâtında mekruh vakit girse, mahzuru olur mu?
CEVAP
Namaz bâtıl olur. (Redd-ül muhtar)
Demek ki kaza namazını mekruh vakte bırakmamalıdır.

Yalanın caiz olduğu yerler

Sual: Yalan hangi hallerde caizdir? 
CEVAP
Yalan söylemek haramdır, çok büyük günahtır. Ölmemek için leş yemek caiz olduğu gibi, ölümden kurtulmak için yalan söylemek de caizdir. (Hadika)

Hazret-i Sevban
 buyurdu ki: (Her yalan günahtır. Ancak bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan bundan hariçtir.)

Yalanın caiz olduğu yerlerden bazıları şunlardır:

1- Savaşta:
 Hazret-i Ali otururken düşmanın biri, aniden karşısına kılıçla çıkıp, (Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?) der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip (Peki dövüşelim; fakat iki kişiyle mi?) der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşman, oturan insana yaptığı kendi hilesini görmeden (Bana hile yaptın?) der. Hazet-i Alide, (Ama asıl sen beni gafil avlayacaktın ya) der ve şu hadis-i şerifi bildirir:(Harb hiledir.) [İbni Sünni, İbni Lal]


2- İki Müslümanı barıştırmak için:

Üç günden sonra dargın durmak günahtır. Dargın olan iki Müslümanı barıştırmak için aralarını bulucu yalan söylemek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İki kişinin arasını bulmak, nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletlidir.) [Tirmizi]


(İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]
(İki Müslümanı barıştırmak için, birbirlerine iyi söz getirmek yalan sayılmaz.) [İbni Lal]

Peygamber efendimiz gülümsediği zaman, Hazret-i Ömer sebebini sual edince, buyurdu ki:
(Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki:
-Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al!
Allahü teâlâ buyurur:
- Bu adamın hakkını ver!
-Ya Rabbi, bir iyiliğim kalmadı ki nasıl vereyim?

Allahü teâlâ hak sahibine buyurur:
- Bu adamın iyiliği kalmadı. Ne yapacaksın?
- Günahlarımı alsın!

Bu arada Peygamber efendimiz ağlayarak 
(O gün öyle dehşetli bir gündür ki, o gün başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.)Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur:
- Başını kaldırıp Cennetin şu muhteşem köşklerine bak!

Hak sahibi baktıktan sonra der ki:
- Evet görüyorum. Bu muhteşem köşkler, hangi şehid, hangi sıddık veya hangi peygamberindir?
- İşte o gördüğün göz kamaştırıcı köşkler, bedellerini ödeyenler içindir.

-Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir?
- Sen ödeyebilirsin.

- Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki?
- Hakkını bu kardeşine bağışlamakla bu köşke sahip olursun.
- Bağışladım ya Rabbi.

Allahü teâlâ buyurur ki:
- Haydi kardeşinin elinden tutup Cennete girin!
Peygamber efendimiz devamla buyurdu ki:
(Allah’tan korkun ve aralarınızı düzeltmeye çalışın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Harâiti]


3- İki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için:
Araları bozulmak üzere olan iki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için yalan söylemek caiz olur. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.


4- Eşi ile iyi geçinmek için:

Eşler birbirini idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Eşini idare etmek için yalan söylemek caizdir.) [İbni Lal]
(Eşler birbirini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.)[Müslim]

İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim beni sevmiyor. Sevmediğini de yüzüme karşı söyledi. Böyle bir eş ile yaşamak istemem) dedi. Hazret-i Ömer, kadına (Niçin kocanızın yüzüne karşı öyle söylediniz) buyurdu. (Yalan söylememek için. Yoksa burada yalana izin var mıdır?) dedi. Hazret-i Ömer, (Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz) buyurdu.


5- Zalimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri gizlemek için. 


6- Müslümanın malını zalimlerden korumak için. 


7- Müslümanı memnun etmek için:

Bir arkadaş beğenip bir kravat alsa veya bir elbise diktirse, bu bizim hoşumuza gitmese de, bu elbise size çok yakışmış demek caiz olan yalana girer. Bir Müslümanı sevindirmek için bir bahane aramalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Farzdan sonra Allahü teâlânın en çok sevdiği iş, bir mümini sevindirmektir.) [Taberani]

Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış?) demek, yalan olmaz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.


8- Müslümanın günahını, sırrını ve aybını gizlemek için: Müslüman gencin biri, iftiraya uğrar. Sonunda idama mahkum olur. İnfaz saatini beklerken, kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara ağzına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu acı acı bağırmalar, bir müddet devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak olduğu için ne söylediğini anlayamaz.

İki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söylediğini sorar. Birinci vezir, “Hükümdarım bu genç, 
(Allah, affedenleri aziz eder)hadis-i şerifini söylüyor, "Affedenlerin yeri Cennet" diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu” der. Bu söz, hükümdarın hoşuna gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. İkinci vezir, hemen atılır: “Haşmetli hükümdarımız, bu veziriniz, zat-ı âlinize karşı, yalan söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu” der. Hükümdar der ki: (Bre vezir, sen yersiz doğru söylemekle, iki kişinin ölümüne sebep olmak istiyorsun. Şu vezirin yalanı ise bir canı kurtarmıştır. Unutma ki, iş bitiren yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir.)

Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçsuzu idamdan kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.


9 - Fakire ikram için:
Biz satıcı olsak, fakir birisi de gelip beğendiği bir malı almak istese, fakat pahalı gelse, biz o malı on milyona almışsak, fakire, biz bu malı beşe aldık, bir milyon kâr ile size altıya satabiliriz desek bu caizdir, günah olmaz.


10 - Haklı iken, karşısındakine sen haklısın demek:
Eşin biri diğerine sen haklısın derse geçim olur. İkisi de ben haklıyım derse geçim olmaz. İkisi de sen haklısın derse, o zaman o evde ilahi aşk başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]
(Affedin ki affedilesiniz!) [İ. Ahmed]


(Kaba davranana nazik davranır, zulmedeni affeder, sizi mahrum edene ihsan eder, sizden uzaklaşana yaklaşırsanız yüksek derecelere kavuşursunuz.)
 [Bezzar]

Daha bunun gibi şeylerde yalan söylemek caizdir. Mesela içki içen veya başka bir günah işleyen kimseye sen günah mı işliyorsun diye sorduklarında, kötü örnek olmamak için, hayır günah işlemedim diyebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kötü şeyler yapan, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]

Büyükler yalan söylemek gerekince, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Mesela 
Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, gözetenden Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hazret-i Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hazret-i Ömer’in evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaz’dan işin aslını öğrenince, hanımına bir miktar hediye gönderdi.


Kuyruklu yalan uyduranlar
Sual: Yalanın caiz olduğu yerler var. Adam, bunu ruhsat bilerek, ne kuyruklu yalanlar savuruyor. Ana babasına ve diğer büyüklere karşı akıl almaz yalanlar uyduruyor. Bazen de yalanı meydana çıkınca şaka yaptım diyor. Yalan dinimizde büyük günah değil midir? 
CEVAP
Yalan Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de büyük günah olarak bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:(Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur.) [Nahl 105]

Görüldüğü gibi yalan söylemek imana zıttır. Dört hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yalan, imana aykırıdır.) [Beyheki]
(Yalan, münafıklık alametidir.) [Buhari]
(Şu üç şeyden biri bulunan kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.)
 [Buhari, Ebu Davud]
(Müminde her huy olabilir. Ama, hain olmaz ve yalan söylemez.)
[İbni Ebi Şeybe, Bezzar]

Yalanın zararları ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Yalan, Cehennem kapılarından bir kapıdır.) [Hatib]
(Yalandan sakının! Çünkü yalan günaha, günah da Cehenneme sürükler.) [Buhari]
(Yalan rızkı azaltır.) [İsfehani, Ebuşşeyh]
(Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet ve yalan söylemez.) [Tirmizi]
(Danışana, yalan söyleyen ona hıyanet etmiş olur.) [İbni Cerir]

Güldürmek için, şakadan da olsa yalan söylemek de caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:
(İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!)[Ebu Davud]

Hazret-i Abdullah bin Âmir
 anlatır:
Ben küçükken, Resul-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya giderken, annem bana, (Abdullah gel, sana bir şey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, 
(Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:(Eğer bir şey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [Şir'a] 

Kadınların selam vermesi

Sual: Tanımadığımız kadınlar, telefonla veya dükkanımıza girince selam veriyorlar. Bunların selamlarını almak günah mıdır?
CEVAP
Günah değildir. Selam; emniyet, huzur, selamet, sağlık, barış, rahatlık, kurtuluş gibi manalara gelir. Selam vermek, yani Selamün aleyküm demek, (Ben müslümanım, benden sana zarar gelmez, selamet üzere ol, Müslüman olarak öl) manalarına da gelen en güzel bir duadır.

Bir kadın bir erkeğe, 
Allah razı olsun diyebiliyorsa veya tersi, bir erkek bir kadına Allah razı olsun diyebiliyorsa, niye selam vermesin?

Yabancı birine selam verince veya Allah razı olsun diye dua edince, karşıdaki bu beni seviyor ki, bana böyle dua ediyor düşüncesi gelebilir. Karşı cins olunca, fitne durumu da varsa, böyle dua edilmez. Yabancı kadına selam vermek ve dua etmek gibi, ihtiyaçsız konuşmak da caiz olmaz. Eğer ihtiyaç halinde konuşuluyorsa, selam vermek veya Allah razı olsun demek de caiz olur. (Yabancı ile her şeyi konuş, selama veya duaya gelince, bunlar caiz değil) denmez.

İyi günler, merhaba, hayırlı sabahlar demek de selam vermek gibidir. Bunları da, yabancıya söylemek caiz olmaz. İhtiyaç olduğu zaman bunları söylemek caiz olunca, selam vermek de caiz olur.

Mecelle
’nin 39. maddesinde, (Zamanın değişmesiyle, hükümler değişir) kaidesinin açıklaması şöyledir: Zamanın değişmesi ile, örf ve âdete ait hükümler değişebilir. Nassa, delile dayanan hükümler, zamanla değişmez. (Dürer-ül-hükkam)


Namaz, oruç, zekat gibi hükümler zamanla değişmez ama, âdete ait hükümler değişebilir. Mesela sokakta tanımadığınız bir kimseye selam verseniz, (Bu adam beni nereden tanıyor, niye selam verdi) gibi size tuhaf tuhaf bakar. Selamı yaymak dinimizin emri iken, böyle durumlarda herkese selam verilmez. Dinimizde bid’at ehline, fasıklara selam verilmez. Ama günümüzde bunlar tanıdık kimseler ise, karşılaşınca selam verilir. Selam vermeseniz veya selam almasanız, (Bu adam bana niye selam vermedi, selamımı niye almadı) diye düşünür. Halbuki eski devirde, bir kimseye selam vermeyince, o kimse anlardı ki, ben şu günahı açıkça işlediğim için bana Müslümanlar selam vermiyorlar. Bugün bunu uygulamak fitneye sebep olur. Gerektiğinde kâfire de selam vermek caizdir.

Bazı hükümler, Darülharb denilen gayri Müslim ülkelerde farklıdır. Peygamber efendimiz, böyle ülkelerde, onlardan faiz almanın caiz olduğunu bildirmiştir. Alış verişe ait fasid hükümler de caizdir.

Hazret-i Ömer, günah işleyen şarkıcı kadına kamçı ile vururken, kadının başı açıldığında, 
(Haram işlemeyi âdet edindiği için, hürmeti kalmamıştır, ihtiyaç kadar saçlarına bakmak günah olmaz) buyurmuştur. Ebu Bekr-i Belhi hazretleri de, dere kenarında giderken, başları ve kolları açık kadınlar görüyor, (Bunların hürmetleri kalmadığı için ihtiyaç kadar bakmak günah değildir)buyuruyor. İş icabı böyle kadınlara selam vermek ve selamlarını da almak caizdir.

Çalışmaya mecbur kalan muhtaç, kimsesiz kadınlar, işin gerektirdiği kadar, ayaklarını ve kollarını açabilir. Erkeklerin, bunları, iş için görmeleri, şehvetsiz bakmaları, verdikleri selamı almaları ve onlara selam vermeleri caiz olur.

Yukarıda açıklanan sebeplerle bazı yasaklar mubah hale geliyor. Mesela iş yerimize gelen veya onların iş yerlerine gittiğimizde, konuşmak zorunda kaldığımız kadınlara selam vermek, selamlarını almak günah olmuyor. Hatta kadın, hoş geldiniz diyerek elini uzatırsa, tokalaşmak bile caiz oluyor. Halbuki ihtiyaçsız bir kadınla tokalaşmak haramdır. Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Başından bir şişle vurulmak, yabancı kadına dokunmaktan daha hafiftir.) [Beyheki](Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.) [R. Nâsıhin]


(Pislik içindeki bir domuza sürtünmek, yabancı kadına dokunmaktan iyidir.)
 [Taberani](Yabancı kadınla tokalaşanın elleri bağlanıp, Cehenneme atılır.)[R.Nâsıhin]

Dinimizin verdiği ruhsatlardan ihtiyaç kadar faydalanmalı, fitneye sebep olmamalı. Fitne yoksa dinin emri ne ise ona uymalıdır.


Peygamber efendimizin şefaati

Sual: Peygamber efendimizin şefaati nasıl olacak? 
CEVAP
Kabirden önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemeyecekler, sonra Resulullah efendimize gelip yalvaracaklardır.

Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün peygamberler şefaat edecektir. 
(Buhari)


Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak:
1- Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır.3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır.4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.5- Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.

Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de, Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için ayırmıştır.

Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri, peygamberlerin en üstünü oldu.


İmanlı ölen herkese şefaat İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Duhasuresinin (Elbette Rabbin sana [şefaat hakkı ve pek çok nimet]verecek, sen de razı olacaksın) mealindeki beşinci âyet-i kerimenin tefsirinde Resulullah efendimiz (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı olmam) buyurdu. Şefaate kavuşabilmek için de imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette şefaat edeceğim. Ya Rabbi, kalbinde hardal zerresi kadar iman olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete girin diyeceğim.) [Buhari]
(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.)[İbni Mace]
(Ümmetimden, şirk üzere ölmeyen herkese Allah’ın izni ile şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]
(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]
(Her peygamberin, müstecab 
[kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari]
(Benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen 
[imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]
(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.)
[İmam-ı Ahmed, Nesai]

Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı) diye sual etti, 
(Evet, onlara da şefaat edeceğim)buyurdu. (Hatib)
(Günahı çok olanlara şefaat edeceğim.) [Hatib]
(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]
(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.)[Taberani]
(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) 
[Buhari]
(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) 
[Şir’a]
(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.)[Tirmizi]

(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, "Ya Rabbi ümmetim ümmetim" derim. Rabbim "Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" buyurur. Ben de "Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar" derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik "Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın" der.)
 [Beyheki, Taberani]
(Rabbin sana 
[ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. (Tibyan)