Header Ads

Önizleme

Nimetlerden mahrum kalmanın sebebi

REKLAM Önizleme
Sual: İnsanlardan bazılarının, Allah tarafından gönderilen nimetlere kavuşamamasının sebebi ne olabilir?
Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Muktûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:
"Allahü teâlânın feyizleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Kullarının günahlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, günah işleyenlerin rızıklarını kesmiyor. Dünya için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır. Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır. Güneş, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaştırır; biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşten değil, kendilerindendir.

İnsanların, Allahü teâlâdan gelen nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, nimetler içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda nimet olarak görülenler, hakikatte azab ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile yani Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir. O kimseleri harap etmek ve daha ziyade azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Mü'minûn suresinin 56. âyetinde mealen, (Kâfirler, mal ve çok evlat gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve din-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musibet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuştur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake sürükler. Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmaktan korusun!"

***
Sual: Müslümanın öğrenmesi ve tatbik etmesi gereken din ilimler nelerdir?
Cevap: Resûlullahtan "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" gelen din bilgileri, ikiye ayrılır: Beden bilgileri ve kalp bilgileri. Beden bilgilerini, yani kalp ile inanılması ve yapılması ve beden ile yapılması ve sakınılması lâzım olan iman ve ibadet bilgilerinin hepsini Eshâbının hepsine tebliğ etmek, öğretmek vazifesi idi. Bunları bizzat ve bilvasıta bildirdi. Marifet ve tasavvuf denilen kalp bilgileri ise, güneş şuaları gibi, mübarek kalbinden her ân etrafa yayılıyordu. Bunlara (Nur) ve (Feyz) denir. Her Sahâbî, kendi kalbine gelen feyzlerden [akanlardan] kendi istidadı, kabiliyeti kadarının hepsine hemen kavuştu.

Resûlullaha muhabbetleri pek çok olduğu için, yayılan nurlardan istidatları kadarına hemen kavuştular. Kavuştukları nurlar, ihlâslarının çabuk ve çok artmasına sebep oldu. Beden bilgileri (Edille-i şer'ıyye) denilen dört kaynaktan öğrenilmiş, fıkıh kitapları vâsıtası ile bizlere gelmiştir. Resûlullaha uymak isteyenlerin, fıkıh kitaplarının bildirdiği ve mürşid-i kâmilin söylediği gibi ibadet etmeleri lâzımdır. Kalp bilgileri ise, bizlere Evliyanın kalpleri vâsıtası ile gelmiştir. Resûlullahın mübarek kalbinden bu bilgileri almak isteyenin, bir Velinin yanında bulunarak, bunun kalbinden alması lâzımdır. Veli, insanın kalbi ile, Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" mübarek kalbi arasında, bir vâsıtadır, yoldur. (Tam İlmihal s. 1053)

***
Sual: Müslümanlar kalp bilgilerini nereden öğrenmelidir, bunlar kitap okumakla öğrenilebilir mi?
Cevap: Kalp bilgilerine, tasavvuf kitaplarını okumakla kavuşulamaz. Bu bilgileri sunan membaı, ariflerin kalpleridir. Böyle olduğu, (Semerât-ül-füâd) kitabının sonunda da yazılıdır. Her Sahâbî de, Resûlullahtan aldıkları, beden ve kalp bilgilerini, isteyen Müslümanlara bildirdiler. Daha sonra gelen Müslümanlar da, beden bilgilerini fıkıh kitaplarından, kalp bilgilerini, Evliyanın kalplerinden aldılar. (Ben, beden bilgilerini, doğruca Resûlullahın sözlerinden, yani hadîs-i şeriflerden öğreneceğim) diyenler, hadîs-i şerifleri yanlış anlayarak, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düştükleri gibi, (Ben kalp bilgilerini doğruca Resûlullahın kalbinden alacağım) diyenler de, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmüşlerdir.

Beden bilgilerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerinden veya kitaplarından, kalp bilgilerinin de, bu âlimlerin, hayatta olanlarının kalplerinden, vefatlarından sonra da, ruhlarından alınması lâzımdır. Bu bilgilerin mütehassısları, yani Müctehidler ve Veliler, böyle söylemişlerdir. (Künûz-üd-dekâık)da yazılı olan, (Talebesi arasında âlim, Eshâbı arasındaki Peygamber gibidir), (Âlimin talebesinden üstünlüğü, Peygamberin ümmetinden üstünlüğü gibidir), (Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın membaı ariflerin kalpleridir), (Fıkıh dersinde bulunmak, bir sene ibadet yapmaktan daha iyidir), (Âlimin yüzüne bakmak ibadettir) hadîs-i şerifleri, yukarıdaki yazımızın vesikasıdır. Allahü teâlâ, İslâm dininin kıyamete kadar devam edeceğini vaat etti. Beden bilgilerini muhafaza için Osmanlı devletini, kalp bilgilerini muhafaza için Evliyayı yarattı. İslâmın en büyük düşmanı olan İngiliz devleti asırlarca çalışarak, bu iki muhafızı yok etti. Allahü teâlâ, yeni muhafızlar yaratmakta, İslâmiyet devam etmektedir. (Tam İlmihal s. 1054)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.