Header Ads

Önizleme

İslâmiyete uyan herkes rahat eder

REKLAM Önizleme
Sual: Müslüman olmayan bir kimse, İslâmiyetin bildirdiği hükmü yerine getirse, bunun karşılığını dünyada görür mü?
Cevap: Allahü teâlânın merhameti, ihsanı, nimetleri, sonsuzdur. Kullarına çok acıdığı için, onların dünyada rahat, huzur içinde yaşamaları, ahirette de, sonsuz saadete, tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan kötülükleri, Peygamberlerine, melek vasıtası ile bildirmiş, bunları bildiren bir çok kitap da göndermiştir. Bu kitaplardan, yalnız Kur'ân-ı kerim bozulmamış, diğerlerinin hepsi değiştirilmiştir. İnansın inanmasın, herhangi bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, Kur'ân-ı kerimdeki emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Bu, faydalı bir ilacı kullanan herkesin, dertten, sıkıntıdan kurtulması gibidir. Zamanımızda dinsiz, imansız çok kimsenin, hatta İslâm düşmanı olan bazı milletlerin birçok işlerinde, muvaffak olmaları, rahat yaşamaları, inanmadıkları hâlde, Kur'ân-ı kerimin hükümlerine uygun olarak çalıştıkları içindir.

Müslüman olduklarını söyleyen, âdet olarak ibadetleri yapan, çok kimselerin ise, sefalet, sıkıntılar içinde yaşamalarının sebebi de, Kur'ân-ı kerimin gösterdiği hükümlere ve güzel ahlaka uymadıkları içindir. Kur'ân-ı kerime uyarak ahirette sonsuz saadete kavuşabilmek için ise, önce buna iman etmek, inanmak ve bilerek, niyet ederek uymak lazımdır.

***
Sual: Ölü kabre konulduğunda ne ile karşılaşır?
Cevap: Bir hadis-i şerifte, bu hâl şöyle anlatılmaktadır:
(Ölü, kabre konulunca, ardından gelenlerin ayak seslerini duyar. Mezardan başka onunla konuşan olmaz. Mezar der ki:
-Benim nasıl olduğumdan ve bendeki korku ve sıkıntılardan sana söylenilenler azdır, benim için ne hazırladın?
-Yazıklar olsun sana ey insanoğlu! Ben varken neye gururlandın? Benim, sıkıntılı, karanlık, yalnız ve böceklerle, kurtlarla dolu bir yer olduğumu bilmiyor muydun?
-Üzerimden geçerken, bir ayağın geride, bir ayağın ileride şaşkınca durduğun zaman, neye aldanmıştın?
Eğer o kimse salihlerden ise bir ses der ki:
-Ey mezar, neler söylüyorsun, o doğruluk üzere idi? Emr-i ma'ruf, nehy-i münker yapardı. Ona elbette yeşil bahçeler hazırladım. Sonra o kimsenin bedeni nura çevrilir, ruhu göğe çıkarılır.)

***
Sual: Kağıt para vermekle zekât verilmiş olur mu? Daha önce kağıt para olarak verilen zekâtları sahih hale getirmek için ne yapmak gerekir? Hayır kurumuna zekât vermek istersek nasıl yapmalıyız?
Cevap: Hükûmetin çıkarmış olduğu altın liralardan, piyasadaki geçer değeri en aşağı olanından onüç altın ve üçte bir altın karşılığı kadar veya daha fazla kağıt parası olanın, bir arabî sene sonra, bu kağıt paranın kırkta biri değerinde altını zekât olarak vermesi lâzımdır. Bu kağıt paraların altın karşılıklarının miktarı, borsaya tâbi olarak, zamanla değişmektedir. Çünkü, zekât fakirlere olan borçtur.

Her türlü borç, zekât malından verilir. Zekât borcu, ayn olan malın kendisini fakire temlik etmekle, yani fakirin veya vekilinin eline vermekle ödenir. Kağıt para olarak verilmez ve kabul olmaz. Evvelce kağıt olarak verilen zekâtları, altın olarak devir suretiyle kaza etmek lâzımdır. Mülkünde gümüşü de bulunan bir kimse, fakirlere faydalı olmak için, nisabı gümüşten hesaplayabilirse de, bu takdirde, kağıt paranın zekâtını da, gümüş olarak vermesi lâzım olur ki, bu kadar gümüş para bulunsa da, fukaraya yaramaz. Bir kimse, yanındakine söyleyerek veya uzakta olana mektupla yahut birisi ile haber göndererek, (Benim için, şu kadar altın zekât ver. Ben sana sonra öderim) dese, o da altınları fakirlere verse, câiz olur. Kendisine onbin kağıt lira verilip veya gönderip, (Bu benim zekâtımdır. Bunu İslâmiyete uygun olarak, falanca hayır müessesesine [derneğine] ver!) diye emir alan kimse, o günkü piyasaya göre, değeri en az olan altın lirayı öğrenir.

Değeri en az olan altın lira meselâ Hamîd altını ise ve bunun o günkü fiyatı binbeşyüz kağıt lira ise, onbin liranın karşılığı, 6,6 adet Hamîd altın lirası olur. Bu kimse, yedi adet, herhangi bir cins altın lirayı veya bunların ağırlığı kırkyedi buçuk gram veya daha fazla yüzük, bilezik gibi altını bir müesseseden veya sarraftan satın alır. Bunları, bu işleri bilen, güvendiği fakir bir şahsa verir. Fakir bu altınları teslim aldıktan sonra, bu kimseye hediye eder. Böylece, zekât altın olarak verilmiş olur. Bu kimse sonra, bu altınları emir edilmiş olan hayır müessesesine verir. (İslâm Âhlâkı s. 536)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.