Header Ads

Önizleme

Mubahlar, iyi niyetle yapılınca sevap olur

REKLAM Önizleme
Sual: Helal ve mubah olan şeyleri yaparken, niyetin iyi veya kötü olmasının, sevap ve günah bakımından bir önemi var mıdır?
Cevap: 
Her mubah, iyi niyetle yapılınca taat olur. Kötü niyetle yapılınca, günah olur. Koku sürünen, iyi giyinen kimse, dünya lezzeti için veya gösteriş yapmak, öğünmek için veya kendini kıymetlendirmek için, yahut yabancı kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günah işlemiş olur. Dünya lezzetini tatmak için olan niyetine azap verilmez ise de, ahiret nimetlerinin azalmasına sebep olur. Başka niyetleri için azap görür. Bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, camiye saygı için, camide yanına oturan Müslümanları incitmemek için, temiz olmak için, sıhhatli olmak için, İslâmın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevaplar kazanır.

Bazı âlimler buyuruyor ki, her mubah işte, hatta yemede, içmede, uyumada ve helaya girmekte bile iyi niyet etmeyi unutmamalıdır. İnsan, mubah bir işe başlarken, niyetine dikkat etmelidir. Niyeti iyi ise, o işi yapmalıdır. Niyeti, yalnız Allahü teâlâ için olmazsa, yapmamalıdır. 

Hadis-i şerifte;
(Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalplerinize ve amellerinize bakar) buyuruldu. Yani, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikram vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyetle yaptığına bakarak, sevap veya azap verir.

***
Sual: Birinin gönlünü almak veya gönlünü kırmamak için işlenen günah, günah olmaktan çıkar mı?
Cevap: 
Günahlar, niyetsiz veya iyi niyet ederek işlenirse, günah olmaktan çıkmaz. (Ameller, niyete göre iyi veya kötü olur) hadis-i şerifi, taatlara ve mubahlara niyete göre sevap verileceğini bildirmektedir. Bir kimse, birinin gönlünü almak için başkasını incitse veya başkasının malı ile sadaka verse, yahut haram para ile mektep, cami yaptırsa, bunlara sevap verilmez. Bunlara sevap beklemek, cahillik olur. Zulüm, günah, iyi niyetle işlenirse, yine günah olur. Böyle işleri yapmamak sevaptır.

***
Sual: Ehl-i sünnet âlimi diye kimlere denmektedir?
Cevap: 
Dört mezhepte ictihad derecesine yükselmiş olan müctehidlere ve bunların yetiştirmiş oldukları büyük âlimlere Ehl-i sünnet âlimleri denir.

***
Sual: Emanetçi, mal sahibinden emanet parası alınca, mal helâk olursa, malı ödemesi lâzım geliyor. Kumar olmuyor. Sigorta da böyle değil midir?
Cevap: 
Müslüman tüccar, malını bir harbînin, yani Dâr-ül-harbde bulunan ecnebi, yabancı kâfirin gemisi ile gönderiyor ve sigorta yaptırıyor. Sigortacıdan alınan para, emanetçinin ödemesi gibi değildir. Çünkü mal, sigortacıya teslim edilmiş değildir. Gemiciye teslim edilmiştir. Eğer, sigortacı, geminin sahibi olursa, ecîr-i müşterek, yani serbest, genel işçi olur. Mal elinde emanet olur. Verilen sigorta parası, emanetçiye verilen para gibi olur. Bundan başka, emanetçi ve ecîr-i müşterek, batma, ölüm ve benzerleri gibi, sakınılamayacak sebeplerle elden çıkan malı ödemezler. (Tam İlmihal s. 875)

Son asrın büyük âlimlerinden Muhammed Bahît-ül-Mutî-î "rahmetullahi teâlâ aleyh" (Sükertah) risâlesinin 24. cü sahifesinde, (Temin, yani sigorta sözleşmesi, fasit bir akittir. Çünkü, muhtemel olan bir tehlikeye bağlanan bir sözleşmedir. Bu ise kumardır) diyor. Ahmet İbrahim efendi de, (Mecellet-üş-şübbân-il müslimîn)in 1941 senesinin 3. cü sayısında, (Hayat sigortası, bir tehlikeye bağlanan bir kumardır) demektedir.

Müslüman tacirin, Dâr-ül-harbe gidip, sigortacı kâfir ile orada sözleşme yapması ve helâk olan malın değerini, Dâr-ül-islâmda, sigortacının vekilinden alması câiz olur. Çünkü, Dâr-ül-harbde bir harbî ile yapılan sözleşmenin kıymeti yoktur. Harbînin malını, onun rızası ile almış olur.(Tam İlmihal s. 876)

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.