Header Ads

Önizleme

İbadetler nimete karşılık olabilir mi?

REKLAM Önizleme
Soru: Bir hadis-i şerifte, beş yüz yıllık ibadetin, sadece göz nimetine bile karşılamayacağı bildiriliyor. Bunu okuyunca kalbime, ne kadar çok ibadet etsem de faydası olmaz, nasıl olsa boşa gidecek diye bir düşünce geldi. Bu düşünceden nasıl kurtulabilirim?
CEVAP
O hadis-i şerif şöyledir:

(Benî-İsrail’de bir âbid var idi. Beş yüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü Allahü teâlâ, “Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!” buyurur. Âbid, “Ben ihsan ile değil, yaptığım beş yüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum” der. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beş yüz yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler âbidi Cehenneme götürürler. Âbid, “Yâ Rabbî, beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy” diye dua eder. Allahü teâlâ buyurur ki: “Ey kulum, seni yoktan kim yarattı?” Âbid, “Sen yarattın” der. “Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu?” buyurur. Âbid, “Senin rahmetinle oldu” der. Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Âbid, “Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu” der.) [Tenbihül-Gâfilîn]

Burada, Cennete girmenin ancak Allahü teâlânın ihsanıyla olacağı bildiriliyor. Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri de bunun için, (Allahü teâlâ bize fadlı, ihsânı ile tecelli etsin, bizi fadlı ile korusun! Adaletiyle tecelli ederse yanarız) buyurmuştur. İbâdetlerimizi Allahü teâlânın emri olduğu için yapıyoruz. Mi‎zan’da, verilen nimetlerle değil, günahlarla sevablar tartılacaktır. Nimetlerle sevablar tartılsaydı, kimse bu işin altından kalkamazdı.

İmam-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki:
“İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yetdiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek kolay bir iş değildir. Çünkü insanlar yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç ve kusurludur. Allahü teâlâ ise hep, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun içindir ki insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler kötülemek olabilir.

İşte insanların Allahü teâlâya karşı kalb, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslâmiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü insanların iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.

İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. 

Demek ki, aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya şükretmek için, Muhammed aleyhisselama uymaları lazımdır. Onun yoluna İslamiyet denir. Muhammed aleyhisselama uyan kimseye Müslüman denir. Allahü teâlâya şükretmeye yani Muhammed aleyhisselâma uymaya ibadet etmek denir.” (Herkese Lazım Olan İman s.7-8)

Önizleme
Blogger tarafından desteklenmektedir.