Header Ads

Önizleme

MERHABÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN 13

REKLAM Önizleme

Gülbahçesinden...
Hadis-i şerifte buyuruldu ki, 
(Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazân-ı şerîfde beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemişdir:
1-Ramazânın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmet ile bakdığı kuluna hiç azâb etmez.
2-İftâr zamânında, oruclunun ağzı kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan dahâ güzel gelir.
3-Melekler, Ramazânın her gece ve gündüzünde, oruc tutanların afv olması için düâ eder.
4-Allahü teâlâ, oruc tutanlara, âhıretde vermek için, Ramazân-ı şerîfde Cennetde yer ta'yîn eder.
5-Ramazân-ı şerîfin son günü, oruc tutan mü'minlerin hepsini afv eder)
 [Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye]

Kâinatın Efendisi Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"
HİLYE-İ SEADET
 Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" halasının oğlu olan bu mel'ûn (Ubeydüllah bin Cahş), karısı Ümm-i Habîbeyi de "radıyallahü anhâ" dinden çıkıp zengin olmağa cebr ve teşvîk etdi ise de, kadın, fakîrliğe ve ölüme râzı olacağını, fakat Muhammed aleyhisselâmın dîninden çıkmıyacağını söyleyince, bunu boşadı. Sürünerek, sefâletden ölmesini bekliyordu. Fekat, az zemânda kendi öldü. Ümm-i Habîbe, Mekkedeki Kureyş kâfirlerinin baş kumandanı Ebû Süfyânın kızı idi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", o zamânlarda, Kureyş orduları ile, çok çetin muhârebelerle uğraşıyordu ve Ebû Süfyân, islâmiyyeti yok etmek için son gayreti ile çarpışıyordu. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", Ümm-i Habîbenin dîninin kuvvetini ve başına gelen çok acı hâli işitdi. Necâşîye mektûb yazıp, (Oradaki Ümm-i Habîbe ile evleneceğim. Nikâhımı yap! Sonra, kendisini buraya gönder!) şeklinde talebde bulundu. Necâşî dahâ önce müslümân olmuşdu. Mektûba çok hurmet edip, oradaki müslümânları serâyına dâ'vet ederek, ziyâfet verdi. Hicretin yedinci senesinde nikâh yapılıp, hediyye ve ihsânlarda bulundu. Bu sûretle, Ümm-i Habîbe, îmânının mükâfâtına kavuşarak, orada zengin ve râhat oldu. Onun sâyesinde, oradaki müslümânlar da râhat etdi. Cennetde, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennetin en yüksek derecesi ile de müjdelenmiş oldu ki, dünyânın bütün zevk ve ni'metleri, bu müjde yanında pek küçük kalır. Bu nikâh, Ebû Süfyânın "radıyallahü teâlâ anh" ilerde müslümân olmakla şereflenmesini hâzırlıyan sebeblerden birisi oldu. Görülüyor ki bu nikâh, kâfirlerin iftirâlarının ne kadar yanlış ve çürük olduğunu bildirdiği gibi, Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" aklının, zekâsının, dehâsının, ihsânının ve merhametinin derecesini de göstermekdedir.

İkinci misâl olarak; hazret-i Ömerin "radıyallahü anh" kızı Hafsa "radıyallahü anhâ" dul kalmışdı. Hicretin üçüncü senesinde,Ömer "radıyallahü anh", Ebû Bekre ve Osmâna "radıyallahü anhümâ" kızımı alır mısın dedikde, düşüneyim, demişlerdi. Birgün, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" de, herkesin düşüncesini, bir bakışda anlardı. Lüzûm görürse sorardı. Ona, hattâ herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Ömer de, (Yâ Resûlallah "sallallahü aleyhi ve sellem"! Kızımı Ebû Bekre ve Osmâna "radıyallahü anhüm" teklîf etdim, almadılar) gibi cevâb verdi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekrden ve Osmândan "radıyallahü anhüm" dahâ iyi birisine versem ister misin?). Ömer şaşırdı. Çünki, Ebû Bekrden ve Osmândan "radıyallahü anhüm" dahâ yüksek ve dahâ iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu sûretle, Hafsa "radıyallahü anhâ", Ebû Bekrin ve Osmânın ve bütün mü'minlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân "radıyallahü teâlâ anhüm", birbirlerine dahâ yakın ve dahâ sevgili oldular "radıyallahü teâlâ anhüm". -devamı var- 
(Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

Hikmetler...
Necip Fazıl; bakın der, şimdi Efendi hazretlerine öyle bir sual soracağım ki, size uzun bir sohbet dinleteceğim... Sonra Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî "kuddise sirruh" hazretlerine sorar:
-Efendim, iyi insan nasıl olur?
Abdülhakîm Efendi hazretleri bir müddet sükût eder ve sonra iki kelimeyle cevap verirler:
-Nasip meselesi..!

Yine firkat nârına yandı cihân,
Hasretâ gitti mübârek Ramazan.
Nûruyla bulmuştu âlem yeni cân,
Firkatâ gitti mübârek Ramazan.
İndi Kur'ân sende ey nûru güzel,
Leyle-i Kadrinde ey kadri güzel,
Gitti ey tehlîl ü tekbîri güzel,
Elvedâ gitti mübârek Ramazan.
Gâhî tesbîh ü senâ vü zikr ile,
Gâhî tahmîd ü duâ ve şükr ile,
Can bulurdu mürde diller nûr ile,
Hasretâ gitti mübârek Ramazan.
Bu ay içre bağlanır dedi Resûl,
Cin-ü şeytan etmeye asla fuzûl,
Hep duâlar bunda olurdu kabûl,
Firkatâ gitti mübârek Ramazan.
Cem olup Hakka münacât edelim,
Nûr-ı Kur'ân ile doğru gidelim,
Bilmedik kadrin Niyazî nidelim,
Pek yazık gitti mübârek Ramazan.

Fıkıh Bilgileri...
HASTALIKTA ORUÇ
Hasta, hastalığı artacak ise, hâmile kadın, süt veren kadın, harb eden asker za'îf olursa, oruc tutmaz. İyi olunca kazâ eder. Ekmek parası kazanmak için çalışırken hasta olacağını bilen işçinin, hasta olmadan önce orucu bozması câiz değildir. Üç günlük yola 
[104 kilometreye] gitmek için niyet ederek yola çıkan, misâfir olur. Böyle misâfir, orucunu ertesi gün bozabilir ve Ramazândan sonra kazâ eder ise de, zarar etmezse, tutması efdaldir. Yolda ve onbeş günden az kalacağı yerde tutduğu orucu bozarsa, keffâret lâzım olmaz. Misâfirliği bitip evine gelince veyâ gitdiği yerde onbeş gün kalmağı niyet edince, tutmadığı günleri kazâ eder. Hasta olmıyan ve misâfir olmıyanların, işçi, asker, talebe olsalar da, oruc tutmaları lâzımdır. Tutmazlarsa, günâhı büyükdür. Kazâ etmeleri lâzımdır. Niyetli iken bozarlarsa, keffâret de lâzım olur. (Behcet-ül-fetâvâ)kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh" diyor ki, (Ramazân-ı şerîf, yaz aylarından birine geldiği zemân, din adamı şekline giren birisi, müslümânlara (Oruca niyyet etmeyip, oruc tutmaz iseniz ve kışın kısa günlerde kazâ ederseniz, câiz olur. Ramazânda oruca niyet etmeden, yer içerseniz, keffâret lâzım olmaz) diyerek gençlere, talebeye, işçiye oruc tutdurmazsa, bu kimse şiddetle ta'zîr edilir, cezâlandırılır. Böyle söylemesi men' edilir).
[Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

Menkıbeler...
Seyyidet Nefîse hazretleri evinin önünde, kendisi için bir kabir kazmıştı. Kabre iner, orada namaz kılardı. Bu yerde altı bin hatim okumuştu. Vefâtı yaklaştığı sırada oruçlu idi. Hastalığı ağırlaşınca kendisine, orucunu bozabileceklerini söylediklerinde, onlara; "Siz ne diyorsunuz? Ben otuz senedir oruçlu olarak vefât etmem için duâ ediyorum." buyurdu. En'âm sûresini okumaya başladı. "Düşünen ve hakkı kabûl edenlere, Rableri katında Cennet vardır." (En'âm sûresi:127) meâlindeki âyet-i kerîmeye gelince vefât etti. Cenâzesi çok kalabalık oldu. Şehirli-köylü, büyük-küçük toplanıp ağladılar ve kendi eliyle kazdığı kabrine defnettiler. Derb-üs-Sibâ denilen yerde medfundur. Kabri üzerinde bir nûr ve heybet vardır. Her taraftan ziyâretine gelinir. İmâm-ı Şa'rânî hazretleri, "Ehl-i beyt içinde tasarrufu en fazla olanı, Seyyidet Nefîse'dir" buyurdu.

Mühim tenbih...
KÜFRE SEBEB OLAN SÖZLER -3-

14- (Bir süre sonra Hıristiyan olacağım) diye düşünmek. Bir bayan, bir Hıristiyanla evlenmeye karar verdiği andan itibaren kâfir olur.

15- Ağır bir hastalığa düşüp de, (Allahım benim canımı al da, istersen kâfir olarak al) demek.

16- (Allahım çocuğumu aldın, başka elinden ne gelirse onu yap) demek.

17- Tırnağı uzun olana, (Tırnak kesmek sünnettir) dense, o da, (Sünnet olsun, kesmem) dese kâfir olur.

18- İnşallah, maşallah veya namaz kılmak karın doyurmaz demek.

19- Bir dostuna, bir arkadaşına, (Sen bana Allah'tan da, peygamberden de sevgilisin) demek.

20- İlim meclisine gidelim dendiğinde, (Benim orada ne işim var) demek veya İslam âlimlerini lanetlemek.

21- Küfre rıza küfürdür. Müslüman olmak isteyene elimdeki şu işi bitirip de geleyim diyerek, onun Müslüman olmasını geciktirmek. 

22- Birine kâfir diye hitap edilse, o da kabul eder mahiyette, (Söyle ne var) dese, küfre girer. Kâfire hürmet olsun diye efendim demek, hürmet gayesiyle papazın veya papanın elini öpmek küfre sebep olur. Bir Müslümana kâfir dense, söyleyen kâfir olur.

23- Avrupa'daki şehirlere imrenip, (Hıristiyanlar Müslümanlardan hayırlıdır, iyidir) demek.

24- Bir kimse aksırsa, biri de (Allah sana rahmet etsin) dese, bir başkası da (Öyle deme, onun rahmete ihtiyacı yok) dese, son söyleyen küfre girer.

25- Aişe validemize iffetsiz demek.

26- Hz.Ebu Bekir sahabeden değildi demek.

27- Eshab-ı kiramdan birine kâfir demek. (Çünkü Kur'an-ı kerimde hepsinin cennetlik olduğu bildirilmiştir. Birine kâfir denilince Kur'ana inanılmamış olur.)

28- (Mazlum olarak öldürülen Hıristiyan, cennete girer) demek.

29- Kötülere deyyûsân-i kirâm hazretleri demek.

30- Aradığı hadisi bulamayınca, hadis kitabını yere atmak veya (Bu Kur'anla amel etmiyorsunuz, ben de onu yere atıyorum) diyerek Mushafı yere fırlatmak.

31- Haram paradan sevap ummak. Mesela bir bayan fuhuş parası ile kurban kesse, bundan sevap umsa, küfre girer.

32- Allah'ı mekanlı bilmek, mesela Hıristiyanlar gibi Allah gökte oturuyor demek. Allah'ı kastedip, (Göklerden bir ses geldi) demek. Dünya, gezegenler, gökler ve Arş ezelî değildir, sonradan yaratılmıştır, mahluktur. Yer ve gökler yok iken de Allahü teâlâ var idi. Bir hadis-i şerifte, (Allah hazır ve nazırdır) buyuruluyor. Halbuki Allahü teâlâ, zamanlı ve mekânlı değildir. O halde, Allahü teâlâ, her zamanda ve her yerde hazır ve nâzırdır sözü mecazdır. Zamansız ve mekânsız, yâni hiçbir yerde olmadan, hazırdır [yâni bulunur] ve nâzırdır [yâni görür] demektir. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekânlı bilmek olur ki bu ise küfürdür.

33- (Namaz kılmam ama, kalbim temiz) demek.

34- Bir Müslümanı kötülemek gayesiyle (Allahlık) demek.

35- (Anan baban esmer, sen nasıl sarışın oldun?) diyene, (Ben imalat hatasıyım) demek.

36- O, cimrilerin Allah'ı demek.

37- İlahileri müzikle söylemek. (Ebu Cehil, şimdikilerden daha şerefli kâfirdi) demek.

38- Ecelin hoyrat eli demek. Bunların hepsi küfrü gerektiren sözlerdir.

[Türkiye Gazetesi]

İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...
(13 Ramazân 1430 - 2 Eylül 2009 Çarşamba)
 İmsak: 04.37    İftar: 19.45
Not: İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir. Diğer şehirler ve ülkeler için: www.turktakvim.com  www.namazvakti.com  

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.