Header Ads

Önizleme

Hikmetinden sual olunmaz

REKLAM Önizleme
Sual: Kur’anda, domuz, kan ve faiz gibi şeyler haram ediliyor; ama zararları ne, niçin yasaklandığının hikmetleri bildirilmiyor. Namaz, oruç, hac gibi ibadetler emrediliyor; ama ne gibi faydaları var, açıkça bunların sebepleri, hikmetleri bildirilmiyor. Sebebini bilmeden körü körüne mi bunları yapmak gerekiyor?
CEVAP
Eğer hikmetlerinin bilinmesi gerekseydi, Allahü teâlâ, emredilen veya yasak edilen her şeyin hikmetini de bildirirdi. Hikmetsiz, faydasız hiçbir şey yaratmamıştır. Yarattıklarında bir değil, sayısız hikmetleri vardır. Allahü teâlânın emirleri için, (Körü körüne mi yapalım) demek çok yanlıştır. Hikmetlerini, faydalarını bilmesek de, Allahü teâlânın emri olduğu için yapmamız gerekir. Bununla beraber bazı emirlerin hikmetleri az çok anlaşılabilir. Hikmetlerinden bir kısmı bildirilenler de vardır. Bir ayet-i kerime meali:
(Şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz[zararları bilinirken] bunlardan hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91]

Şarabın zarar verecek kısmı haramdır denilemez. Bir damla alkol içilse de haramdır. Ölçü, zarar verip vermemesi değildir. Besmelesiz kesilen kuzu eti, vücuda zarar vermez; ama yine yenmez, leş olur, haram olur. Bir damla kan veya bir damla idrar içmek, insana zarar vermese de haramdır. Dinin emrinde bir sebep aranmaz, sadece o emre uyulur.

İlahi emrin hikmeti anlaşılmasa da, Allah’ın emri olduğu için, hiç tereddütsüz kabul etmek şarttır. İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan Hüccet-ül-İslam unvanına sahip İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya’da ve imam-ı Süyuti hazretlerinin Cami-us-sagîr’de bildirdiği hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Ahir zamanda değişik inançlar çıkınca, koca karı gibi inanın.) [Deylemi]

Bu hadis-i şerif, koca karı gibi, bâtıl şeylere körü körüne inanın demek değildir. Allah ve resulünün bildirdiklerine aklınız almasa da, ispat edemeseniz de, faydası olmadığını sansanız da, inanın demektir. Cennet, cehennem, sırat köprüsü ve ahiret hayatı akılla, mantıkla ispat edilemez. Mutezile aklı almadığı için sırat köprüsünü, mizanı, miracı ve benzeri olayları inkâr etmiştir. Miraç olayında, müslüman olmaya niyetli olanlar vazgeçerken, müşrikler, bu bir çılgınlık derken, Hazret-i Ebu Bekir, (O söylediyse doğrudur) diyerek imanın zirvesine çıkmıştır.

Görmeden, aklını kullanmadan, bir anda Miraca gidip geldiğine inanarak Resulullahı tasdik etmesi, imanını yükseltmiştir. Güneşten daha parlak olan imanından dolayı Peygamber efendimiz, (Ebu Bekr’in imanı, bütün insanların imanları toplamıyla tartılsa, Ebu Bekr’in imanı daha ağır gelir) buyurmuştur. İman, görmeden inanmaktır. Kur’an-ı kerimde, salihler övülürken, (O müttekîler ki, gayba inanırlar) buyuruluyor. (Bekara 3)

Demek ki gayba inanmak, müttekilerin vasfıdır. Resulullah ne bildirmişse doğrudur diyerek inananlar kurtulmuştur. İman, araştırarak, akıl yürüterek elde edilen bir şey değildir. İslam âlimleri imanı şöyle tarif etmişlerdir:

İman, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan, tasdiktir. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. Çünkü iman parçalanmaz. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Dini aklıyla ölçen kadar, zararlı kimse yoktur.) [Taberani]

Bir kulun vazifesi, bir şeyin hikmetini araştırmak değil, verilen emri noksansız yapmaya çalışmaktır. Allahü teâlânın emirlerinin sebebini ve hikmetini anlamak, kullar için çok zaman mümkün olmaz. Bunun için ecdadımız, (Hikmetinden sual olunmaz) demişlerdir. Aklın acizliğini göstermek için de şöyle demişlerdir:
İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi, bu kadar sıkleti çekmez.

Yani, akıl bu işin hikmetini anlayamaz, sırlarını kavrayamaz; çünkü bu terazi bu kadar ağırlığı çekemez demektir. Öyle ya, kuyumcudaki terazi ile odun tartılamaz. Akıl da, yaratılışların hepsinin hikmetini anlamaktan âcizdir.
Muntazamdır bütün işlerin senin,
Aklı ermez, hikmetine kimsenin.
Müslümanlar, Allahü teâlâ emrettiği için, vazifeleri olduğu için ibadet eder. İslamiyet’in emirlerinde ve yasaklarında, kulların dünyaları ve ahiretleri için nice faydalar bulunmakla beraber, ibadet ederken, Allahü teâlânın emri olduğunu, kulluk vazifesi olduğunu niyet etmek, düşünmek lazımdır. Böyle düşünmeden yapılan iş, ibadet olmaz. Dinle ilgisi olmayan bayağı bir iş olur. Mesela, namaz kılan, Allahü teâlânın emrini yerine getirmeyi ve kulluk vazifesini yapmayı niyet etmeyip, namazın bir jimnastik, beden terbiyesi olduğunu düşünerek kılarsa, namazı sahih olmaz. İbadet yapmış olmaz. Spor yapmış olur.

Oruç tutanın da, yalnız mideyi dinlendirmeyi, perhiz yapmayı düşünmesi, orucun sahih ve makbul olmamasına sebep olur. Savaşan, canını tehlikeye koyan bir müslüman da, Allah’ın dinini kuvvetlendirmek, İslamiyet’i yeryüzüne yaymak ve Müslümanları korumak için değil de, şan ve şeref, mal ve rütbe için savaşırsa, ibadet yapmış olmaz. Cihad sevabı kazanmaz. Ölürse şehid olmaz.

Bedenine zarar verdiği için alkollü içkileri bırakan kimse, içkiyi bırakma sevabı kazanamaz. Frengi, belsoğukluğu ve AIDS gibi hastalıklara yakalanmamak için, zinadan, fuhuştan sakınan kimse de, İslamiyet’te, afif, temiz sayılmaz.

İslamiyet’te niyet çok önemlidir. İslamiyet’in emrettiği bir şey, dünya menfaati için yapılınca sahih ve makbul olmuyor. Dünya işi sayılıyor. Herhangi bir dünya işi de, âhiret menfaati için yapılınca, ibadet halini alıyor.

Önizleme
Blogger tarafından desteklenmektedir.