Header Ads

Önizleme

MERHABÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN 5

REKLAM Önizleme
Gülbahçesinden...
 
Hadis-i şerifte buyuruldu ki,
(Oruçlunun kemikleri tesbih eder. Yanında yemek yendikçe melekler onun için Allahü teâlâdan afv ve magfiret dilerler.)
[Tirmizi, İbni Mâce]

Kâinatın Efendisi Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"
HİLYE-İ SEADET
Mısr, Şâm, Afrika, Sicilya ve İspanya yerlileri Arab değildir. Arablar, islâmiyyeti dünyâya yaymak için, Arabistân yarımadasından çıkarak buralara geldiklerinden, bugün buralarda da mevcûddur. Nitekim Anadoluda, Hindistânda ve başka memleketlerde de mevcûddur. Fekat, bugün bu memleketlerin hiçbirinin ehâlisini Arab diye ismlendirmek doğru olmaz.
Ortaçağ, ya'nî kurûn-ı vustâ zemânının biricik ma'rifet ve medeniyyet lisânı olan ve zâten gramer ve fesâhat ve edebiyyât bakımından, bugün yeryüzünde mevcûd yediyüzyetmiş çeşid dilin en mükemmeli olan arabî lisânı, islâm medeniyyeti ile birlikde bütün bu memleketlere girmiş ve yerleşmişdi. O zemânlar, İspanyadaki Arab üniversitelerine ve müslimân mekteblerine, ihtisâs kazanmağa giden Fransız ve diğer Avrupalılar, arabî birçok kelimeleri, bilhâssa ilmde ve fende kullanılan kelimeleri, kendi memleketlerine götürmüşler, kendi dillerine karışdırmışlardır. Bugün garb dillerinde birçok arabî kelimeler hâlâ kullanılmakdadır.
[1947] senesinde Londrada basılmış, The British and Foreign Bible Society (İngilizlerin ve yabancıların İncîl cem'ıyyeti)nin, The Gospel in Many Tongues (Birçok dillerde bir âyet) ismindeki kitâbında, yediyüzyetmiş dürlü dilin herbiri ile yazılmış birkaç satırlık örnekler vardır.
Mısr ehâlîsi esmerdir. Habeşistân ehâlîsi siyâhdır. Bunlara habeş denir. Zengibâr ehâlîsine Zencî denir. Bunlar da siyâhdır. Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" akrabâsını, arabları sevmek ve saymak ibâdetdir. Onları her müslimân sever. Anadoluya müsâfir gelen siyâh fellâhlar, habeşler, zencîler, hurmet ve ikrâm olunmak için, kendilerini, arab diye tanıtdırmış, Anadolunun saf müslümânları, sözlerine inanıp bunları sevmişlerdir. Çünki, bu sevgide siyâh, beyâz ayırımı yokdur. Siyâh bir müslümân beyâz bir kâfirden katkat dahâ üstün, dahâ kıymetli ve sevimlidir. İnsanın siyâh olması îmânın şerefini azaltmaz. Bilâl-i Habeşî hazretleri ve Resûlullahın çok sevdiği Üsâme siyâh idiler. -devamı var- (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)



Huzur Damlaları...
İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) 1.ci cild, 162.ci mektûbunda buyuruyor ki,
Mübârek Ramazan ayında, bütün iyilikler, bütün bereketler bulunur. Her iyilik, her bereket, Allahü teâlânın zâtından gelmektedir ve Onun şü'ûnlarından hâsıl olmaktadır. Her kusur, her kötülük de, mahlûkların zâtlarından ve sıfatlarından hâsıl olmaktadır. Nisâ sûresinin yetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Sana gelen her güzel şey, Allahü teâlâdan gelmektedir. Sana gelen her kötülük de, kendindendir) buyuruldu. Bunun için, bu aydaki iyiliklerin, bereketlerin hepsi, Allahü teâlânın zâtındaki üstünlüklerden gelmektedir. Bu üstünlüklerin hepsi de, kelâm şânında bulunmaktadır. Kur'an-ı kerim, bu kelâm şânının hakîkatinin hepsinden hâsıl olmuştur. Bundan dolayı, bu mübârek ayın, Kur'an-ı kerim ile tâm bağlılığı vardır. Çünkü, Kur'an-ı kerimde bütün üstünlükler bulunmaktadır. Bu ayda da, o üstünlüklerden hâsıl olan bütün iyilikler bulunmaktadır. Bu bağlılıktan dolayı, Kur'an-ı kerim bu ayda nâzil oldu. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde meâlen, (Kur'an-ı kerim, Ramazan ayında indirildi) buyuruldu. Kadr gecesi bu aydadır. Bu ayın özüdür. Kadr gecesi, çekirdeğin içi gibidir. Ramazan ayı da, kabuğu gibidir. Bunun için, bir kimse, bu ayı saygılı, iyi geçirerek bu ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşursa, bu senesi iyi geçerek, hayrlı ve bereketli olur. Allahü teâlâ, hepimizi bu mübârek ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuştursun. Herbirimize bundan büyük pay versin! [Müjdeci Mektublar] -devamı var-

Hikmetler...
ORUÇ VE SAĞLIĞIMIZ -3-
Oruç, damarlardaki besin artıklarının birikmesine mâni olur. Oruçlu iken su azaldığı için, damarlar üzerindeki basınç kalkar ve küçük tansiyon sağlıklı olur.
En sık görülen hastalıkların başında sindirim bozuklukları gelir. Oruç tutularak, sene boyunca çalışan mide ve sindirim organlarının dinlenmesi sağlanır. Birçok hastalık da, perhiz yoluyla iyileştiği için, oruç da bir perhiz şeklidir. Ayrıca oruçla, alkolikler ve sigara tiryakileri bu kötü alışkanlıklarından kurtulmaktadır. 
[Türkiye Takvimi]

İNANILMAZ ARTTIRMA
Sultan IV. Murad Hân, kızını Melek Ahmed Paşa'yla evlendirir. Sultan hanım ve eşi Melek Ahmed Paşa; Boğaziçi'nde Kuzguncuk'ta otururlar. Her yıl tekrarladıkları bir âdetleri vardı. Konaklarındaki fazla eşyâyı, her Ramazan kendi kapu halkına haraç-mezad satmak!...
Bu garip mezad'ın iştirakçileri de pek sevinirlerdi. Aldıkları eşyaya karşı vereceklerini, seve seve edâyâ çalışırlardı. Belli günde, münâdi mezadçı bağırır:
- Bir altın sahan!... Haydi bir kapaklı, altın sahan..Yok mu tâlibi?
- Kaça?...Kaça?...
- Bir yetim okutmaya. Hadi bir yetim okutmak isteyen yok mu? İki yetim... Üç yetim...
Arttırma başlar. En fazla tâlibine "Altın sahan" verilirdi. Münâdi, "Murassa" mücevherli bir kılıç gösterir. Gözler kamaşır.
Böyle böyle yetimler okutulur, dullar korunur, garibler gözetilir; Yasînler, Hatimler indirilir... Dünya ve Âhıret seâdeti yaşanılırdı.  
Türkiye Gazetesi / İrfan Atagün
 Fıkıh Bilgileri...
Dört mezheb âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki, oruca fecr-i sâdık denilen beyâzlığın, üfk-ı zâhirî hattının bir noktasında ağarması ile başlanır. (Mültekâ) kitâbında buyuruyor ki: (Oruc, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yimeği, içmeği ve cimâ'ı terk etmekdir. Bir gün evvel güneş batmasından, oruc günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramezân orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zemânı da böyledir. Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramezân orucuna niyet ederken, Ramezân demeyip, yalnız oruc demek veyâ nâfile oruc demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruc müddetinin ya'nî şer'î gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir. Bu iki vaktin arasındaki zemân farkı, güneşin tulû' [doğduğu] vakti ile fecr ya'nî imsâk vakti arasındaki zemân farkının ya'nî (Hisse-i fecr)in yarısı kadar dakîkadır. Fecr, ya'nî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet etdim, yarın oruc tutmağa) denir. İmsâkdan sonra niyet ederken, (bugün oruc tutmağa) denir. Ramezân-ı şerîf orucu, her müslimâna farz olduğu gibi, tutamıyanların kazâ etmeleri de farzdır. Kazâ ve keffâret orucuna ve mu'ayyen olmayan adak oruclarına fecrden sonra niyet edilemez.  [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]




Menkıbeler...
RÂBİA-İ ADVİYYE HAZRETLERİ
Uzaktan bir misâfir, gelmişti hânesine,
Bir parça eti vardı, koydu tenceresine.
Düşündü pişirip de, ona ikrâm etmeyi,
Ve lâkin konuşurken, unuttu pişirmeği.
Nihâyet akşam olup, namazları kıldılar,
Hem kendi, hem misâfir, o gün oruçluydular.
Dedi ki: "Et pişmedi, unutmak sebebiyle,
Bâri iftar edelim, "kuru ekmek, su" ile."
Getirmeye giderken, su ve kuru ekmeği,
Leziz et kokuları, bir anda sardı evi.
Baktı ki tencerede, duran et, o hâliyle,
Ateşsiz pişmiş idi, kudret-i ilâhiyle.
Misâfir o yemekten, yiyince, ilk tadımda;
Dedi: "Böyle hoş yemek, yemedim hayatımda.
Hem de sen demiştin ki, Unuttum, pişmedi et,
Hâlbuki bu et pişmiş, acaba nedir hikmet?"
Dedi:
"Kul unutmazsa, eğer ibâdetini,
Onu da unutmazlar, pişirirler etini."




İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...
(5 Ramazân 1430 - 25 Ağustos 2009 Salı)
İmsak: 04.26    İftar: 19.58
Not:
İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.
Diğer şehirler ve ülkeler için:
www.turktakvim.com
www.namazvakti.com 
İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.
Hadîs-i şerîf

Önizleme

Hiç yorum yok

Cevap istediğiniz sorularınız için dinimizislam11@gmail.com adresine mail gönderiniz. Teşekkürler.
DİNİMİZ ve İSLAM SİTESİ YÖNETİMİ

Blogger tarafından desteklenmektedir.